Reklam
Serap Üstün

Serap Üstün


Üç iki bir ses deneme... Eğitimcinin gözünden-1

24 Şubat 2021 - 11:57

İçimizdeki çocuktan dünyaya… En son ne zaman gözlerimizle güldük?
Gündemdeki olumsuz haberlere, kişisel ve toplumsal hikayelerimizdeki yenilgilere, yılgınlıklara kafa tutarcasına ve olan gücümüzle…

Değerli Doğan Cüceloğlu hocamız, geçtiğimiz günlerde aramızdan ayrıldı. Büyük üzüntüyle karşıladığımız kaybından sonra hepimizin yüzünde acı bir gülümseme asılı kaldı! Öyle eşsiz ki ardında bıraktığı izler. Biz onunla kendimizi okuduk. Hem eğitimciler hem de anne babalar olarak. Hayatta hep öğrenci kalmayı, sorgulamaktan vazgeçmemeyi, yorumlamanın kıymetini, sahici olmayı öğrendik. Belki de en önemlisi, onun gibi gözlerimizle gülmeyi… İnsana dair her şeyi konuşabileceğimizi, ilişkilerimizde çelişkiler ve pişmanlıklar hatta çıkmazlar yaşamanın da insanca olduğunu kavradık. İçimizdeki çocuğu keşfettik. Çok etkilendiğim satırlarında, “İç çocuğunun söylediklerini işitemeyen kişi mutlu olamaz; kendisi mutlu olmadığı için, başkasını da mutlu edemez.” diyordu.  Sağlıklı ve dengeli yaşamlar kuramayan kişilerin mutsuzluklarının kaynağı buydu. İç çocuklarımızı aramak uzun süreli bir yolculuk. Elma ağacı dikildikten bir hafta sonra o ağaçtan elma toplamayı beklerseniz, kendinizi hayal kırıklığına baştan mahkûm etmiş olursunuz. Sabırla ve o çocuğa inanarak onunla her gün buluşmaya devam etmeyi bize öğütleyen de oydu. Buluştuk, kendimize güvendik, biz programlanmış makineler değildik.

Yaklaşık yirmi senedir bilfiil öğretmenlik yapıyorum. Bilgiye ulaşmanın yolu kolaylaştıkça, asıl kıymetli olan, bilgiyi kullanma noktasında zayıfladığımızı üzülerek görüyorum. Ürettiklerimize kendimizden kattıklarımız ne kadar azalıyorsa özgünlükten bahsetme şansımız da o kadar yok oluyor. Çocuklarımızın tedirginliklerinin tam olarak neyi istediklerini bilmemelerinden kaynaklandığına inanıyorum. Onlara biçtiğimiz rollerin içine sığamıyorlar. Sınırsız seçeneklerimiz yüzlerini güldürmüyor. Test tekniğiyle şekillendirdiğimiz beyinler, açık uçlu sorularla burun buruna geliyor gerçek hayatta ve elbette çuvallıyor. Kaçınılmaz bir kaosun içine düşüyoruz. Evlatlarımızı sarıp sarmalayalım. Nasıl mı? Bu konudaki izlenimlerimi bugünden itibaren her çarşamba burada paylaşmaya devam edeceğim.

Savaşmanın mümkün olmadığı alanlar var. Şartlardan şikâyet edip sızlanmanın kimseye faydası olmadığından kendi cephelerimizde neler yapabileceğimize odaklanalım, birbirimize bunlardan bahsedelim istiyorum. Mesela ben içimdeki çocuğun elinden tutup bir laboratuvarda geçiriyorum yıllarımı. Bir diğeri yeni kütüphaneler açmak için yollarda. Kimi hiç durmadan yazıyor, çiziyor, kimisi sahneden söylüyor sözünü. Paylaşarak büyütecek dirençli umutlarımız var. Daima olacak. En son ne zaman gözlerimizle güldüğümüzü unutmamak için, gözlerimizle gülmeyi unutmamak için…