Serap Üstün

Serap Üstün


Sahiplendiğim ne varsa benim değil

06 Ekim 2021 - 13:04

Sahiplenmek veya sahip çıkmak konusunda ne yapacağını şaşırmış bir toplumuz. Sevgiden zarar verebildiğimiz gibi ilgisizlikten de öldürebiliriz. Neden dengede duramıyoruz? Bunun ortası, dozunda severken yeteri kadar ilgilenme ayarı yok mu?
            Soyut veya somut varlıklara sahiplik hissi geliştirmenin bilimsel açıdan, davranışsal, duygusal ve psikolojik sonuçları var. Benlik kavramıyla ve sorumluluk hissiyle ilişkili bir kavram sahiplenme. Temelinde yatan güdü elbette kontrolü elinde bulundurmak. Böylece etkili olma ihtiyacı da tatmin edilmiş oluyor. Sahip olduklarımız bir parçamız haline gelir mi? Benliğimize karışır mı?
            Bu noktada aklıma bireysel farklılıklarımız takılıyor. Yapılan bir akademik çalışma, güçlü benlik hissine sahip bireylerin içsel hedefler peşinde koşabildiğini, zayıf benlik hissine sahip bireylerin ise, daha çok maddesel hedeflere yöneldiğini ortaya koyuyor.
            Hedeflerimizin neler olduğuna veya hangi hedefin bizim için daha önemli olduğuna kendi değerlerimize göre karar veririz. Bu konuda okuduğum bir örnekte, entelektüelliğe değer verip kitaplara ve sanat eserlerine yönelik geliştirdiğimiz sahiplik hissinden bahsediyordu. Peki süreç nasıl ilerliyor? Başlayınca ne kadar sürüyor ve ne zaman bitiyor? Hedefle bağlantımızı değerlendirirsek, hedefin artık benliğimizin bir parçası olmadığı durumda sahiplik hissinin ortadan kalktığını söyleyebiliriz.
            Yazımın çıkış noktasına dönecek olursam, etrafımda çoğalan mutsuz insanlara baktıkça şu sorunun hep ihmal edildiğini fark ettim: Ben ne istiyorum? Herkes bunu kendine sormalı. Kuşkusuz ancak sağlıklı bireyler sağlıklı bir toplumu oluşturabilir. Ne istediğini bilen, ayakları yere sağlam basan bireyler. Olgun ama hayattan keyif almayı da bilen, kendini gerçekleştirmiş ve geliştirmeye devam eden, iletişime açık, huzurlu, problem çözme becerisi kazanmış bireyler. Yaşadığı her zorlukta etrafına saldıran, kaçak dövüşen, kendisine kör, sorun yarattığı gibi üstüne çözümsüzlüğe de iten bireyler değil.
            Bir şeyleri sahiplenmek isterken tamamen yok ettiğinizi, dünyanın etrafınızda döndüğünü zannederken fark edemeyebilirsiniz. Sonrasında da iş işten geçer. Sahip çıkmak önemli. Değer verdiklerimize, değerli bulduğumuz her şeye. Gerçekten sahip çıkılan ne varsa güzelleşir, kök salar ve büyür. Oysa aynı kökleri kurutabilecek olan da aynı insanın gücü olabilir.  Aradaki farkı yaşayıp yaşatabileceğiniz insanlarla ömür tanıklıklarınız olmasını dilerim. Şans değil bu, düşünceler yaşantılarla değişir. Duygularımızın yönelttiğimiz yerlere değil bize ait olduklarını aklımızda tutalım. Onlara da sahip çıkalım.