Serap Üstün

Serap Üstün


Mutluluk üstüne

06 Ocak 2022 - 10:07

Kıymetli bir dostumuzun yeni yıl hediyesi olan kitaplar yeni evimize ulaştığında çok heyecanlandım. Her şeyde, her yerde yola bırakılmış ekmek kırıntıları gibi işaretler aramayı oldum olası sevdiğimden bu kez ne bulacağımın merakıyla paketi açtım. Yazı üzerine çalıştığımızı bildiği için kitaplardan birini kurmacayla ilgili seçmişti ve bunu elbette sevinçle karşıladık.  Gelelim diğer kitaba…
            Mutluluk üstüne felsefi bir yolculuk vaadiyle yola çıkaran Lenoir, bana ne demek istiyordu? Bir mesajın değil nedenlere ulaşma potansiyelinin peşindeydim. Kaygı değil merak duyuyordum. Hemen karıştırmaya başladığım kitapta mutluluğa dair basmakalıp cümlelerden eser yoktu. Felsefe, sosyoloji ve dinler tarihi alanlarında çalışmış bir yazardan da bu beklenirdi. Böyle konularda yeni söz söylemek zordur. Çok bahsedilen, arayışına girilen, yazılıp çizilen konular, soğudukça ısıtılıp duran ve ne yapsanız tat vermeyecek yemeğe benzer. Okuduğum satırların birtakım hazır reçetelerden uzak ve sorularla dolu olması ise tam bana göre. Benim gibi okurlar, doğru soruları yakalayarak kendi çemberinde döndürdükten sonra başkalaşır ve bu dönüşümden beslenir, hayat bulur.   
            Doğru soru basittir, nettir. Örneğin, “Beni ne mutlu eder?”
            Kültürden kültüre, bireyden bireye ve hatta aynı kişinin hayatının bir evresinden diğerine değişen mutluluk… Hep bizde olmayan bir şey suretine mi bürünür? Sürdürdüğümüz hayatı sevmek mümkün mü? Peki ya bütünüyle ve kalıcı bir şekilde mutlu olmak? Her insan mutlu olmayı diler mi?
            Duyguların kimyası önemli. Kendi alanım olduğundan böyle yaklaşmıyorum. Duygusal hayatımızın beynimizden ve bedenimizde salgılanan bütün kimyasal maddelerden etkilendiği su götürmez bir gerçek. Bu noktadan da bakınca insan tümüyle mutlu ya da hepten mutsuz olabilir mi?
            Başkaları olmadan mutlu olunabilir mi? Bir incelemede şöyle geçiyor: En mutlu insanlar, başkalarına en açık olan ve de öz çıkarları kadar – hatta daha da fazla – başkalarının iyiliğini de gözetenlerdir. Benmerkezciliğin, mutsuzluğun baş sebebi olduğuna ben de inanıyorum. Oysa kendini sevmekle başkalarını sevmek, mutlu olmakla başkalarını mutlu etmek arasında bir karşıtlık yok.
            Mutluluk takıntısı da mutsuzluk sebeplerinden biri. Mesela, “kendi olma yorgunluğu” üzerine çalışmalar var. Ölçüsüz beklentiler, sabırsızlık, esnek olamamak, umudu yitirmek demek.
            “Bağlandıkların şeyler değildir; onlarla bağ kurma biçimindir” diyen bilge şunun farkındadır: Aynı gerçeklik iki kişi tarafından farklı algılanabilir. Biri ondan memnun olurken diğeri mutsuz olabilir.  
            Onca arayış, yolculuk ve ulaştığım sonsöz: “Mutluyum ve bunun bir sebebi yok.” Şimdi acaba gülsem mi ağlasam mı bakın bilemedim. Çok geçmeden toparlandım. Nefis bir hikayeyle:
            Bir zamanlar bir şehrin girişinde yaşlı bir adamcağız otururmuş. Onu tanımayan bir yabancı yanına gelip sormuş:
“Bu şehre ilk gelişim; burada yaşayanlar nasıl insanlardır?”
İhtiyar soruya soruyla karşılık vermiş:
“Senin geldiğin yerdeki insanlar nasıldır?”
Yabancı demiş ki:
“Bencil ve kötü. Zaten o yüzden buraya geldim.”
İhtiyar ise şöyle demiş:
“Burada da aynı öylelerini bulacaksın!”
Bir süre sonra bir başka yabancı gelip bizim ihtiyara sormuş:
“Buraya yeni geldim, söyle bana ihtiyar burada yaşayanlar nasıl insanlardır?”
İhtiyar ona da aynı cevabı vermiş:
“Söyle bana ahbap, senin geldiğin yerdekiler nasıldır?”
Yabancı cevap vermiş:
“İyi ve misafirperverdirler. Orada çok dostum vardı ve orayı zor bırakıp geldim.”
İhtiyar şöyle demiş:
“Burada da aynı öylelerini bulacaksın.”
Az ötede develerini sulayan bir çerçi konuşmalara kulak misafiri olmuş. İkinci yabancı uzaklaşır uzaklaşmaz çerçi bizim ihtiyarın yanına gelip sitemkâr bir eda ile şöyle demiş:
“Aynı soruya nasıl olup da tamamen farklı iki cevap verebiliyorsun?”
Bizimki demiş ki:
“Çünkü herkes yüreğinde kendi dünyasını taşır.”

*Frederic Lenoir, Mutluluk üstüne felsefi bir yolculuk, Bilge Kültür Sanat Yayınları, Eylül 2015