Serap Üstün

Serap Üstün


Kulak, yüreğe giden bir caddedir

06 Nisan 2022 - 10:24

“Kulak, yüreğe giden bir caddedir” diyor Voltaire. O caddeyi hiç kullanmayanlarımız var. Varlığından habersiz olduğu için veya orada durduğunu bilse de yol yokuş, dikenli ve yürümesi zahmetli diye…
            Bilimsel araştırmalar, insanların dinledikleri sürenin sadece yüzde yirmi beşinde karşıdakinin söylediklerine gerçekten odaklandığını gösteriyor. Dinleme, her ne kadar anne karnında başlayan bir eylemse de bu becerinin sonradan geliştirilmesi mümkün. Kendi bakış açınla değil, karşındakini gerçekten merak ederek onun bakış açısından dinlemek yani duygularını dinlemek. Daha da kıymetlisi, söylenmeyeni dinlemek. Vücut dilinden, jest ve mimiklerden aslında anlatılmayan detayları da fark etmeye çalışarak dinlemek. Böylesi dikkat kesilmek, az konuşan insanların sessizliğini dinlerken çok işe yarar.
            Peki sakince dinleyenler bize ne verir? Her şeyden önce güven. Güven veren kişiye sempati duyulur ve güven temelinde kurulan iletişimin akışı muhteşemdir. Dinlemeyi neler engeller diye düşünürsek belki işimiz kolaylaşır. Ben zaten anlatacağını biliyorum haline bürünebiliriz, içsesimizi susturmada güçlük yaşayabiliriz, dikkatimiz başka yere kayabilir, aklımıza bir soru takılabilir, sıra bana gelse de konuşsam takıntımız olabilir, konuşanı dikkate almama yanılgısına düşebiliriz.
            Etkin bir dinlemede göz, kulak ve kalp üçlüsü aynı anda bulunmalı, anlatanı ne olursa olsun yargılamamalı, sorular sorulmalı, dikkat dağıtıcılardan kurtulmalı, başka şeylerle meşgul olarak eşzamanlı dinleme yapılmamalı, savunmaya geçmemeli, öğrenmeye açık olma farkındalığını kazanmalıyız. Aslında kısaca önyargılardan uzak ve çocuksu bir merakla yapacağımız dinleme etkin bir dinlemedir.
            Karşımdaki tarafından dinlenmediğim zamanlar kadar karşımdakini dinlemediğim zamanlar da oldu. Geriye dönüp tarttığımda, anda kalabilmiş olsak pek çok şeyin farklı olabileceği düşüncesi bugün bana bu yazıyı kaleme aldırdı. Daha iyi veya daha kötü bilmiyorum ama farklı olurdu, bunu biliyorum.
            Hiç unutmuyorum, bir görüşme sırasında bana dair fikirlerini rehberlik servisiyle paylaşan on altı yaşındaki öğrencim, neden çok sevdiğini aktarırken, “beni dinliyor ve bu her şey demek” diye ifade etmiş. Duyduğumda şaşırmıştım. Çok az insanla iletişim kuruyormuş. Oysa şimdi anlıyorum ki o her şeyi erkenden çözmüş. Kafasında belirlediği çizgiden geçmesine izin verdiği kişilerin kriteri bu, dinlemeyeni siliyor. Öyle olsa hayatımda kaç kişi kalırdı diye aklımdan geçirmeye korkuyorum şimdi. Hatta ben kaç kişinin hayatında kalmaya devam ederdim? Giderek daha yorgunuz sanki, vurdumduymaz ve bencil. Kendi sesimize tahammül etmek bile zorlaşıyor bazen. Başka seslere, yüreğe giden caddesini, kulağını açabilen herkesin kendisiyle de daha barışık ve huzurlu bir ilişkisi olduğunu söyleyebilirim. Kendini bilmekle başlıyor mücadele.
            Doris Mortman’la yüzleşerek son noktayı koyalım: Kendinizle barış imzalayana kadar, neye sahip olursanız olun mutlu ve memnun biri olmayacaksınız.

Kaynaklar:
Hülya Mutlu, Tam Üstüne Bastın, İstanbul, Doğan Yayınları, 2020, s.97-105
Kemal Sayar, “Dinlemeye Övgü”, Mücerret, 24 Nisan 2019
Wacker K. ve Hawkins K.G., “Curricula Comparision for Classes in Listening”, İnternational Journal of Listening, Cilt 9, Sayı:1, 1995, s. 14-28.