Reklam
Serap Üstün

Serap Üstün


Kalk gidelim

10 Şubat 2021 - 10:29


‒ Burada olması gerekirdi.
‒ Kesin olarak gelirim demedi ki.
‒ Ya gelmezse?
‒ Biz de yarın geliriz.
‒ Sonra da öbür gün.
‒ Kim bilir.
‒ Ve böylece sürer gider.
Beckett’in kişileri Vladimir ve Estragon oyun boyunca Godot’yu beklerler. Hepimiz bekliyoruz. Ama neyi beklediğimizi biliyor muyuz? Bazen çekip gitmek ağır basıyor. Ama nereye? Peki ya bizi neler bekliyor?
Mutluluk ve mutsuzluk üzerine yazılmış, çizilmiş veya söylenmiş her şeyin ötesinde, insanın kendini tanımaya çalışırken girdiği arayış önemlidir. Bir tarafımız kendimize dost, diğeri düşman.
‒ Nereye gideceğiz?
‒ Uzağa değil.
‒ Hayır, hayır, buradan uzak bir yere gidelim!
‒ Gidemeyiz.
‒ Niye?
‒ Yarın gelmemiz gerek.
‒ Ne yapmaya?
‒ Godot’yu beklemeye.
‒ Doğru. Gelmedi mi?
‒ Gelmedi.
Öyleyse beklemeye devam edelim. Zamanla cebelleştiğimiz karabasanları görmek pahasına bekleyelim. Yeraltından Notlar*, kulağımıza, “Fazla bilinçli olmak bir hastalıktır.” diye fısıldar ve kendini hasta hissedenlerimizin sayısı azımsanamaz. “Çağımızın kafası çalışan, aydın her insanı ödlek ve köle olmak zorundadır.” gelir arkasından, ödlekliklerimize de pay çıkarabiliriz bu hesapla. Umutsuzluğa düşen insanların neler yapabileceğini düşünmek ve tanık olduklarımızı öyle değerlendirmek gerekir.  “Kimi zaman neden çabalayıp duruyoruz, neyi yüceltiyoruz, neyi arzuluyoruz? Neyi olduğunu kendimiz de bilmiyoruz…” diyen “yeraltı” çelişkileri hiç bitmez. Biz toplum olarak yeter ki kim tarafından mahkûm edildiğimiz mutsuz bir yaşamı sürdürüyoruz onu bilelim. Ondan kurtulalım. Çünkü oyunun sonunda:
‒ Gidiyor muyuz?
‒ Gidelim.

*Dostoyevski