Reklam
Serap Üstün

Serap Üstün


Boynunda zincir

28 Nisan 2021 - 10:29

Anlatmak istediğimiz şeyi söylemenin ne çok yolu var… Öncelikle gerçekten anlaşılmak isteyip istemediğimize karar vermemiz gerek. Karışık sinyaller ruhu ve bedeni yorar, yıpratır. Kimi, söylemeyeyim de karşımdaki bilsin diye bekler durur. Keşke öyle yeteneklerimiz olsa ama yok.  Kimisi de o kadar çok söyler ki ağzından çıkanlar bir süre sonra duyulmaz olur. Etkisiz hale gelmiş sözcük kalabalıkları, dağ gibi yığılır ve kısaca, “anlaşamıyoruz” denir buna. İletişim kesilmiştir.
            Basit anlatılabilen konular en hâkim olduğumuz konular değil midir? İşi ne kadar yokuşa sürüyorsak kendimiz de o kadar arayış içindeyiz demektir. Kafamı karıştıran her durumda bunu deneyimledim. Başkasının kafasını karıştırmak istediğimde de yolunun anlamadığım konularda konuşup beyin yakmaktan geçtiğini iyi biliyordum.
            Kendimi anlatmayı hiçbir zaman sevmedim. Tıpkı edebiyattaki “anlatma, göster” kuralı gibi, hayatta da davranışların asıl göstergeler olduğuna inanıyorum. Bizi tanımlayan birkaç sıfat olsa veya olmasa ne değişir? Davranışlarımız, bizi ayak tırnaklarımızdan saç uçlarımıza kadar ele veren ipuçlarıdır. Nasıl biri olduğumuz bilgisini kodlarında taşırlar. Öyleyse diğerini anlamak için de çaba gerekiyor.
            “Belki de insanlar kendi kendilerini düşünmek, hayaller kurmak için yeteri kadar yalnız kalamadıklarından anlayışsız oluyorlardı.” diyor Yusuf Atılgan, Aylak Adam’da. Anlayışsız insanlar üzerine isabetli bir varsayım olarak başarılı buluyorum. Kendisinden başlamayan kişinin etrafını anlamaya çalışması mümkün görünmüyor. Anlayışın özünde de öncelikle benliğimizle ittifak yatarken kurduğumuz her hayal bizi daima tetikleyen ve biz yapan bir yaşam iksiri sayılır.   
            Tahammüllerimizin giderek azaldığı, yasaklarla boğuştuğumuz şu günlerde sakin kalmanın ayrı bir önemi var. Bahsettiğim asla tepkisizlik değil. Hatta tam tersi. Uygun yerde, zamanda ve şekilde tepki göstermezsek biz ne olduğunu “anlamaya çalışırken” her şey çoktan olmuş bitmiş olacak. Gündemle ilgili alınan kararların bazıları konuyla somut ilişkisi kurulmadan, bilimsel dayanakları sunulmadan temel hak ve özgürlüklerimizi sınırlar nitelikte. Bugün ne yiyip ne içeceğimize, yarın ne giyeceğimize bizim adımıza karar verilmesini istemiyorsak düşünelim. Zincirleri boynumuza bile isteye geçirirsek nefes alamadığımızda sorgulayabilecek gücümüz kalmayacak. Anlasak da anlamasak da başka bir dünyaya uyanacağız. Bunu istiyor muyuz?