Serap Üstün

Serap Üstün


Berfin Özek ve Stockholm Sendromu

15 Aralık 2021 - 10:59

Haberi okuyanlar gözlerine inanamadı. Nasıl olur? Berfin bunu nasıl yapar? İki yıl önce eski erkek arkadaşı Casim Ozan Çeltik, yüzüne kezzap atarak onu tanınmaz hale getirmişti. 13 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Çeltik hakkındaki şikayetini mahkemeye verdiği dilekçeyle geri alan Berfin, daha sonra bu kararından da pişman olmuştu. Yaşadığı travmadan dolayı böyle davrandığını, onu affetmediğini söyledi. O günlerde de destekçisi olan herkesi çelişkili tavırlarıyla hayal kırıklığına uğratmıştı. Son duruşmada tahliye edilen Casim Ozan Çeltik ile Berfin’in nikah fotoğrafları yansıdı bu kez sosyal medyaya. İki gündür konu hakkında yapılan yorumları takip ediyorum. Anlamaya çalışan ve üzülenler kadar, hatta daha da çok sayıda tepki gösteren var. Kimisi de ‘herkesin kendi hayatı’ diyerek gündemden uzakta kalıp kafa yormamayı tercih ediyor.
            Stockholm Sendromu’nu, ‘La Casa De Papel’ dizisiyle çok konuşur olmuştuk. Sendromun çıkışı da İsveç’te 1973 yılında gerçekleşen bir banka soygunu. Stockholm’deki banka şubesini soyacak olan Jan Eric Olsson’un, soygun sırasında rehin aldığı dört kişiyle kurduğu bağ, rehinelerin onunla birlikte hareket etmesi, onları kurtarmaya çalışan polisi şaşkına çevirmişti. İşte rehineler ve rehin alan kişi arasındaki sempatiyi anlatan bu duruma da Stockholm Sendromu adı verildi. Halk da polisin soyguncu ve rehinelere sert müdahalelerine tepki göstererek onların tarafında yer almıştı.
            Berfin’in yaşadığı olayla yeniden gündeme gelen sendromu tanımakta fayda var. Bazı eleştirileri çok acımasız buldum. Her türlü şiddetin doğasını, uygulayıcısı ve mağdurunun ne yaşadığını bilmeden kalem oynatmamalı. Elbette şiddet mağdurlarının daima yanında olmaya ve onlara her türlü destek vermeye devam edeceğiz. Psikolojik, ekonomik, fiziksel, ne türde olursa olsun şiddet normalleştirilemez. Diğer yandan, bir insan destek istiyorsa yanında olabiliriz. Berfin, korkarak bu kararı almış olabilir, hatta bu korku sevgi zannettiği bir hale bile bürünmüş olabilir. Ne olursa olsun mutlu olmasını dilemekten başka çare yok. Bundan sonra olacakları hep birlikte göreceğiz.
            Ceza konusunda kafam karışık. Modern ceza hukukunda, bir değer olarak insan ve insanın haklarının korunması gerekliliği aslolan değil mi? Altını çizelim. İnsanın beden ve ruh sağlığını bozan her şeyden bunun hesabını sorması şart. Kişinin duygularına bırakmak yerine devletin bu davalara sonuna kadar sahip çıkması beklenir. Mağdur insanları cezalandıran, mağdur edenleri ödüllendiren kararlara tahammülümüz kalmadı. Adalete karşı sarsılan güvenimizin yerine konması da bu gidişle mümkün görünmüyor. Adil bir dünya için zor şartlarda savaşmaya devam…