Serap Üstün

Serap Üstün


Atatürk'ün emaneti bilim ve akıl

10 Kasım 2021 - 11:10

Bugün 10 Kasım. Her yıl saat dokuzu beş geçe çalan sirenlerin, yas yüklü çığlıklarla yüreğimize dolmaya devam ettiği gün. Türk milletinin Atatürk’ü andığı ve anlamaya çalıştığı, onun kaybını derinden hissettiği, siyasi atmosferin çok ötesinde paylaşılan hüznün üst gerçekliğini yaşadığı gün. Bizler her gün onun öngörüleriyle karşılaşıyoruz, hayranlıkla izinden gittiğimiz dehasıyla tekrar tekrar kenetleniyoruz. Cahilliğe, zorbalığa direnmeye devam edip çağdaşlaşma yolundan şartlar ne olursa olsun vazgeçmeyeceğiz ve karanlık bizi esir alamayacak.
            Bu bilincin, çocuklarımızla sürdürülmesi için anma törenlerini önemsiyorum. Çünkü törenler Cumhuriyetin sarsılmaz temellerini korumada özel yer ve önem taşıyor. Yaptığım araştırmalar törenlerin dönemsel farklarını ortaya koyuyor. 1938’den itibaren yurdun her köşesinde yapılan törenlere büyük katılım oluyor ve bu törenler aracılığıyla aidiyet, birlik, beraberlik duyguları da pekişiyor. 1939 yılından 1960’a kadar 10 Kasımlar ulusal yas günüyken daha sonra “anma günü” kimliğini kazanıp bu kapsamda Atatürk’ün kişiliğini ve felsefesini anlatan anma etkinlikleri düzenlenmeye başlandı. 1960, 1980 darbe dönemlerinde askeri atmosferin getirisi olarak gençler bu törenlerde ön planda yer alamadı.  Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunun politik bir malzeme haline dönüştürülmeye çalışılmasına olanak tanınmamalıdır. Törenlere politik kaygı ve tartışmaların yansıtılmaması çok önemlidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin dayandığı temel ilkelerin sağlamlığı unutulmamalıdır. Bu ilkelere zarar vermeyi hedef alan herkesle mücadelemiz sürecek.
            “Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızı düşünemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile ilgisiz yaşayamayız. Tam tersine yükselmiş, ilerlemiş uygar bir ulus olarak yaşayacağız. Bu yaşam ancak bilim ve teknikle olur. Bilim ve teknik her neredeyse oradan alacağız ve her ulus bireyinin kafasına koyacağız. BEN MANEVİ MİRAS OLARAK HİÇBİR AYET, HİÇBİR DOGMA, HİÇBİR DONMUŞ VE KALIPLAŞMIŞ KURAL BIRAKMIYORUM. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır. Benden sonrakiler bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında belki amaçlara tamamen ulaşamadığımızı fakat asla ödün vermediğimizi akıl ve bilimi rehber edindiğimizi onaylayacaklardır. Zaman hızla ilerliyor, ulusların, toplumların, bireylerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada asla değişmeyecek yargılar getirdiğini öne sürmek, aklın ve bilimin gelişimini reddetmek olur. Benim Türk Ulusu için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse manevi mirasçım olurlar.”
            Ne mutlu ki bizlere böyle kıymetli bir miras bırakan özel insan, Atamız, bu dünyadan geçti. Bize emanet ettiği her şey için minnettar kalacağız.