Reklam
Şebnem Özköroğlu

Şebnem Özköroğlu


Tam delirsek ya biz

22 Nisan 2021 - 10:14

Çoğunuzun "E, delirdik ya zaten!" diyeceğini bildiğimden başlığa "TAM" sözcüğünü ekledim.  Delirdik tabii de belgesi var mı? Biz belge severiz, bilirsiniz. Ev değil tapu kıymetlidir. Sonra diplomayı görmek isteriz, yüz yirmi sekiz milyarın akıbetini, rüşvetin belgesini falan sorarız... Biri, bir kağıda ıslak imzayı çakıp mührü bastı mı derin bir oh çekip rahatlarız. Belgelendiyse tamamdır bu iş. Hepimiz delirmemize rağmen belgelenmedik henüz. Şimdi size bizzat bizim, kendi, öz Sağlık Bakanlığımızın sitelerinden ve çeşitli akademik yazılardan alıntılarla nasıl da delirmiş olduğumuzu ispatlayacağım. Hâlâ şüphesi olan varsa tabii. En ağırlarından biriyle başlayalım:  "ŞİZOFRENİ, kişinin gerçekle gerçek dışı arasındaki farkı ayırt etmesini zorlaştıran, normal düşünce akışının devamını engelleyen, duygularını kontrol etmesini ve normal olarak davranmasını önleyen bir hastalıktır." Tüm bu yaşananlar sizde de gerçek mi değil mi çelişkisi yaratmıyor mu? Tüm davranışlarınız normal mi?  "Bu dönemde kişinin normalde yaptığı günlük aktivitelerden uzaklaşması, hobilerine ilgi göstermemesi, motivasyonunu kaybetmesi, duygusal tepkilerinin zayıflaması, garip davranışlar göstermesi genel olarak görülen belirtiler arasındadır."  Okuduğu cümleden hiçbir şey anlamayıp defalarca tekrarlayan, odaya girip ne alacağını unutan, resim mi yapsa hırka mı örse karar veremeyen, komedide gözleri dolanlar, burada mısınız? "En sık görülen erken dönem şizofreni belirtileri şu şekildedir: sosyal hayattan ve arkadaş çevresinden uzaklaşma, sürekli şüphe duyma, donuk bakışlar, sevinç veya üzüntü gibi duyguların ifade edilememesi, aşırı tepkiler vermek (aşırı gülme veya önemsiz bir olaya ağlama), depresyon, fazla uyuma veya uykusuzluk, garip ve mantıksız açıklamalar, konuşmalar, unutkanlık, konsantrasyon eksikliği, eleştiriye tahammülsüzlük, konuşmada veya seçilen kelimelerde farklılık." Bu belirtilerden en az beşini yaşamayan var mı aramızda? Peki, şimdi sıra en sevdiğimiz ruhsal hastalıkta: DEPRESYON! "Yaygın psikolojik hastalıkların başında gelen depresyon; bireylerin duygularını, düşüncelerini ve davranışlarını olumsuz etkileyen yaygın ve ciddi bir hastalıktır. Depresyon, üzüntü duyulan olaylara veya zevk alınan etkinliklere karşı hissiyatsız kalma durumu olarak da tanımlanır. En yaygın belirtileri üzgün hissetmek veya depresif bir ruh haline sahip olmak, olaylara karşı duygusuz kalmak, uyku sorunları, enerji kaybı veya halsizlik hissi hatta ilerleyen safhalarda intihar düşüncesidir." Dünyanın bu dönemine ve bu ülkesine denk gelmiş biri için "üzgün hissetmemek" mi? Deliksiz bir uykuysa tanrısal bir hediye falan olmalı, bilmiyorum.
"SOSYAL FOBİ, bireylerin günlük yaşamında diğer insanlar ile olan etkileşimini içine alan olaylarda kendini gösteren bir tür kaygı bozukluğudur. Rahatsızlığın başlıca kaynağı, bireylerin sosyal çevresindeki insanlar tarafından küçük görülme ve olumsuz karşılanacaklarını hissetmeleridir." Mesela, sosyal medyadaki hesaplarında bir tane bile filtresiz fotoğraf paylaşamıyor bazıları. Bu sadece "Canım öyle istiyor, sana ne?" ile açıklanabilir mi acaba?
"PANİK BOZUKLUĞU: Nedensiz yere aniden ortaya çıkan dehşet, korku, panik ve telaş hisleri ile nöbet şeklinde yoğun bir sıkıntıya neden olan psikiyatrik hastalıktır. Ülkemizde ve dünyada oldukça yaygın görülen panik atak, değişken aralıklarla tekrarlayarak günlük yaşamı önemli ölçüde olumsuz etkiler.Terleme, çarpıntı, göğüs ağrısı, nefes darlığı, ölüm korkusu gibi belirtiler içerir." Her gün üç yüzden fazla insanımızı öldüren bu hastalık hangimizin kanını dondurmuyor, nefesini kesmiyor? Onca tecavüz ve cinayeti, akıl almaz dehşeti izlerken hangimizin çarpıntısı tutmuyor? Hayatımızın hangi döneminde ölmekten bu kadar korktuk?
"ERİŞKİN DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU: Genellikle çocukluk döneminde başlayan ve yaşam boyu etkileri görülen erişkin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu; odaklanma güçlüğü, unutkanlık, işleri aksatma, organizasyon yapmakta güçlük çekme, verilen görevi devam ettirmekte zorlanma gibi belli başlı sorunları içerir. Hastalar çoğunlukla zihinlerinde gelişen olayları takip etmekte zorlandıklarını, herhangi bir konuya odaklanamadıklarını belirtir. Başarısızlık ile birlikte öfke kontrolünde zorlanan hastalar iş yaşamlarında zorluk çekebilir." Bu hastalık genellikle çocukluk döneminde başlıyor. Şu anda çocuklarımızın ne yaşadığını, bunların ileride nelere yol açabileceğini bir düşünün.
BİPOLAR DUYGULANIM BOZUKLUĞU da en fenası. Manik ve Depresif diye iki dönemi var. "Depresif Dönemin Belirtileri: Hasta kendini aciz, umutsuz ve değersiz hisseder. Aşırı üzüntü veya ümitsizlik, çaresizlik yaşanır. Bir zamanlar çok zevk aldığı etkinliklere artık ilgi duymamaya başlar. Enerjsi biter, bitkinlik ve yorgunluk hisseder." Hadi, itiraf edelim: Depresif dönemin askerleriyiz! Bu berbat hastalığın manik döneminin birkaç belirtisi var ki şahane: "Manik dönemde kişi dünyanın zirvesinde olduğu veya hiçbir şeyin (kötü bir haber ya da korkunç bir trajedi de olabilir) değiştiremediği mutlak bir mutluluk hissi yaşar.Yeteneklerine dair gerçekçi olmayan abartılı inançları olabilir.  Açık bir büyüklük, uygunsuz ve artmış bir özgüven sergilerler. Tanrıyla, ünlü kişilerle ya da siyasi liderlerle özel bir bağlantısı olduğunu düşünmek gibi büyüklük hezeyanları olabilir." Düşünsenize, mutlak mutlu, üstün yeteneklisiniz, özgüven tavan, Tanrı'ya doğrudan erişiminiz var,  Marilyn Monroe kankanız. Koronayla falan dalga geçiyorsunuz; ağzınızı yaya yaya " Yok abi virüs falan, uydurma ya " deyip kalabalığa karışıyor, aşı maşı olmuyorsunuz. Allah hepimize akıl fikir versin. Zira dibini de sıyırmış bulunduk.