Reklam
Şebnem Özköroğlu

Şebnem Özköroğlu


İnce Memed'i yaratan elleri öptüm

25 Şubat 2021 - 11:21 - Güncelleme: 25 Şubat 2021 - 11:38


O gün sabaha kadar şükrettim. Bazı anlar öyledir ki size neyin bahşedildiğini gittikçe daha iyi anlarsınız ve sürekli bir mutluluk hissine boğulursunuz.
11 Mayıs 2011'de, yeni tanıdığım ve kısa sürede en büyük hayranlarından biri olacağım Ahmet Büke'nin, 57. Sait Faik Hikâye Armağanı'nı alacağı törene gitmiştim. O gün, Ahmet Büke'yi Darüşşafaka'mın şahane gençleriyle tanıştırdığımız çok güzel bir gündü. Sonra, Darüşşafaka Eğitim Kurumları Türkçe Bölümünün efsane başkanı Gülsün Kaya Hocam ve Edebiyat Öğretmeni arkadaşım canım Serpil'le törenin yapılacağı salona koşmuştuk, heyecanla. Ancak, Ahmet Büke de dahil olmak üzere kimse ödülün kimin tarafından verileceğini bilmiyordu.
Salona girdiğinde bir süre ayağa kalkamadım. Zülfü Livaneli'nin deyimiyle "Yaşar Kemâl denilen edebiyat mucizesi" karşımızda duruyordu ve insan ne yapacağını bilemiyordu. İlerlemiş yaşına, yavaşlayan hareketlerine rağmen Toroslar'dan esen bir rüzgâr gibi doldurdu salonu. Sevgi, barış ve özgürlük üzerine konuştu. Ahmet Büke'nin elini kuvvetlice sıktı, onu tebrik etti.Yetmedi, kulağına bir şeyler fısıldadı.
Tören sonrası, etrafındaki kalabalık biraz dağılır gibi olunca koştum yanına. Etrafında sıcak, yoğun, kuvvetli, girdap gibi bir şey olduğuna yemin edebilirim. Ellerini tuttum, öptüm. Sonra bir de fotoğraf çektirdik yanak yanağa. Çok mutlu, çok içten güldüğümüz o fotoğraf...
Yalnız bizim için değil tüm dünya için bir söz büyücüsüydü, Yaşar Kemâl. Uluslararası Del Duca gibi birçok ödül, Legion d'Honneur, Commandeur gibi pek çok nişan, Onur Doktorlukları, sayısız  en iyi roman ödülleri ... Tüm dillere çevrilmiş kitaplar... Müthiş bir okur kitlesi... Bir sanatçının ulaşabileceği en yüksek mertebe, bu kadar sevilmesidir herhalde.
Büyük yazar, Del Duca Ödül Töreni konuşmasında şöyle diyordu:
"İnsanın gücüne inanıyorum, sözün gücüne de bundan dolayı inanıyorum. Edebiyatımı bu gücün üstüne kurmaya çalıştım. Söz, insanın kendisidir. (...) Her destan, dünyaya gelişimize bir minnettarlık türküsüdür. Çağımıza gelinceye kadar baladlar, ağıtlar bile birer dünyaya bağlılık, birer sevinç, birer minnet türküsüdür. İsterdim ki benim de yaptığım edebiyat bir sevinç, insanlığa bir aydınlık türküsü olsun. En acıda, işkencede, aşağılamalarda, ölümde bile ben insanın yaşama sonsuz bağlılığını, minnettarlığını, yaşamdan hiçbir biçimde vazgeçemediğini gördüm.(...) söz adamı olduğumdan dolayı mutluluk duydum."
Okurları olarak bizi kendine hayran bırakan Yaşar Kemâl, nice edebiyatçıyı da derinden etkilemiş, yazın dünyasının en etkili liderlerinin başına geçmiştir. Öyle ki büyük usta Livaneli, onun için şöyle der:
" Yaşar Kemal bana edebiyatta, müzikte, resimde, hangi dalda olursa olsun oyun oynamamayı öğretti. Çünkü sanat bir oyun değildir. Elbette yapıtları okurken, izlerken, dinlerken insanlar zevk almalı. Sanatçı bunu başaracak hüneri ortaya koymalı. Ama sanat hiçbir şekilde bir eğlence kabul edilemez. Yaşar Kemal bunları anlatarak, genç yaşımda beni sanat cinlerine karşı koruyacak bir zırh giydirdi. Bu zırh sayesinde müzikte de oyun oynamamayı, aynı şekilde köke gitmeyi, binlerce yıllık gelenekten ayrılmamayı öğrendim. Bu ulu nehre bir damla bir şey katabileceksem, bunun ancak bu sayede mümkün olabileceğini kavradım."
Ustası kadar büyük,haklı, dünya çapında bir üne sahip olan Livaneli'ye bunları söyleten ne büyük bir güçtür, değil mi? Bu iki büyük adam bize tevazuyu, vefayı, hürmeti, ustalığı da öğretir böylece.
Yaşar Kemâl sayesinde, Batı'dan, Amerika'ya, oradan  Uzak Doğu'ya herkes Çukurova adını öğrenmiştir. O, kadim topraklarının hikâyesini bin çeşit katmanla anlatır. Bizden dünyaya kanatlanan bir ankadır.
Latin Amerika'dan çıkıp dünyayı sardığı söylenen büyülü gerçekçilik akımı aslında, bizim topraklarımızda Yaşar Kemâl'le çok daha önce keşfedilmiştir. Romanlarında o buğulu coğrafyanın insanları hep düşle gerçek arasında yaşarlar. Etraflarını saran siste bir görünür bir kaybolurlar. Okurken biz de öylesine, dalgalı bir denizde seyrederiz dünyayı. Âlem bir var olur, bir yok.
Abidin Dino'nun yaptığı resimleri arkadaşının ayaklarına sererek "Seç bakalım." dediği ve Yaşar Kemâl'in beğenmediği tabloları, oracıkta ateşe verdiği anlatılır. Bir başka dünya devi sanatçılarımızdan Abidin Dino'nun, Yaşar Kemâl'e olan kayıtsız şartsız bu güvenini neyle açıklayabiliriz?
Elbette ustayı anlatmaya sayfalar, kitaplar, sözler yetmez. Rahatsızlığının son günlerinde ben de tüm okurları gibi kendimi o kötü haberin gelmeyeceğine inandırarak, radyodan, televizyondan uzak yaşadım. Ancak tez yayılıyormuş gerçekten. Duydum. Sonrası mâlum...
Bu dehanın bize nasip olmasıyla ne kadar övünsek azdır.
Son olarak, güzel bir anma etkinliği haberi vereyim. 28-29 Şubat'ta Sarıyer, Maltepe, Büyükçekmece Belediyeleri, Tabipler Birliği ve Yaşar Kemâl Vakfı işbirliğiyle düzenlenen etkinlikte yer alacak katılımcılar: Zülfü Livaneli, Selim İleri, Barış İnce, Feridun Andaç, Nebil Özgentürk,Türkan Şoray, İdil Biret, Vecdi Çıracıoğlu, Cihan Erdönmez, Ali Dönmez, Ayşegül Tözeren,  Ahmet Ümit...
Kadroya bakar mısınız? Büyük ustaya yakışır bir anma ve edebiyat şöleni olacak bu program. Değerli Barış Hocam'la selâm göndersek Yaşar Kemâl dostlarına. Ulaşır elbet.
Hey gidi İnce Memed...