Neslihan Yiğitler

Neslihan Yiğitler


Tango ve Cash; Hülya ve Ertuğrul

27 Aralık 2021 - 10:25

Geçen hafta “delirdik” demiştim okuyanlar hatırlar. (Okumayanlar lütfen okuyun)
Bu hafta, “kesinlikle normal değiliz” diyorum.
            Biliyorsunuz ya da ilgilenenler bilir, “Matrix Resurrections” gösterime girdi. -Siz bu yazıyı okurken ben filmi çoktan izlemiş olacağım.- Umarım sevmişimdir!-ki seveceğimi biliyorum çünkü serinin ilk üç filmi için de neler neler dediler ben yine de sevdim. Bir küçük detay daha, ben zaten “Keanu Reeves” 2 saat 38 dakika hiç kıpırdamadan ayakta dursa da izler ve severim. Yani bunun tartışacağımız, uzun uzun tweetler atacağımız, birbirimizi darlayacağımız nesi var bir türlü oturmuyor kafama. Eleştiriciler bunun yerine seveceği bir uğraş bulamaz mı?
            Yalnız Matrix eleştirilerinden söz etmiyorum, her şeyi evet her şeyi eleştirmekten, eleştirebilmekten ve hatta sınırları zorlamaktan söz ediyorum. “Yaşamda acaba her şeyin bir anlamı olmalı mı?” Elbette anlamı bulmaya, anlamı yaratmaya gereksinimimiz var. Estetik kaygılarımız olmalı, bu anlamı yararlı şeylerde yakalamalıyız ancak insan zihninin kimi zaman da eğlenmeye, biraz olsun boş vermeye ihtiyacı olmaz mı? Bence olur.
            Buna izin vermemenin, içimizdeki o kemirgeni durdurmamanın  “ego” canavarına yenilmek olduğuna kuşku yok. “Karışmalıyım, herkesin yaşantısına karışmalıyım” ısrarı, o canavar susturulmadığında daha da hırslanıyor.
Sinema da yazık garibim, keşfedileli beri bağımsızı, siyah-beyazı, Oscarlısı, Cannessızı oldu olası eleştirilmekten, tespit yapılmaktan yılmış, şu an ne yapacağını şaşırmış durumda, daha da kafasını karıştırmasak olmaz mı? Ben kendimden biliyorum çok eleştirilen kimseler bir süre sonra domatese dönüyor. “Onu yapamadın” “Buna gitme” “Şuran böyle, sesin ince, göbeğin var, dik dur” derken insan tetenek oluyor. Bildiğini, yapacağını unutuyor. Sinema sektörü de ne yapsın alın size “Venom” buyrun size “Matrix” diyor. Niye yakınıyorsunuz? “Ekmedin ki biçesin”.
 Lütfen biraz gevşeyelim. Özellikle kırkbeş yaş ve üzeri bizleri biraz rahat bırakın. Bırakın da yaşayalım. Şöyle düşününün ki biz okurken “Sefiller” altı ciltti, 60 sayfa okudunuz Sefiller’i tüüüüü” diye. Ayrıca aranızda onu bile okumayan var. Karamazov Kardeşleri’ydi, suçtu cezaydı bunları hep biz hatmettik azıcık da Trinity’e bakıp içimiz açılmasın mı? Bir de onun dönerli tekmelerine ihtiyacımızın en yoğun olduğu, hükümetimize sevgi dolu olduğumuz şu günlerde. Kahrol düşman al sana dehme de demeyelim mi?
            Demem o ki Tanrı aşkına biraz gevşeyelim. Her şeyi takarsak çıldıracağız. Bakınız ben de sabır küpü değilim. Örnekse takmıyorum desem de “Simitler Kraliçesi” Hülya Avşar’a ben de “Kadın, kadın biz senin kadar kalın derili miyiz?” diye bağırmak istiyorum ama susuyorum neden? Çünkü bu kişinin (kişi bile derken parmaklarım bir düşündü) yaşamı ortada. Bu arkadaştan beklentimiz nedir ki gelen yorumu ne olsun? Ha keza Ertuğrul Özkök; bu atmosferimizden oksijen çalan bireyin son sözleri mi bizi deli edebilecek? Sen ki “Kapitalizmin Türkiye’de bekasını sağlayabilmek için” yapmadığın tango kalmamış birisin! Senin sözlerine mi şaşırıp da akıl yoralım?
            Tango dedim de aklıma geldi. Doksanlar sineması gibi daha da gelmedi arkadaşlar.
Bir ara indirip izleyin Tango&Cash çok güzel filmdi, çok çok güzel bir filmdi. İzleyin, kim ne derse desin, çok da takmayın.