Neslihan Yiğitler

Neslihan Yiğitler


Öykü yazmak öyküyü okumak

21 Şubat 2021 - 11:21


Öykü, gerçek ya da gerçeğe yakın konusu olan, kısa düzyazı şeklinde tanımlanıyor.  Onu diğer yazı türlerinden ayıran en belirgin niteliği önemli bir olay ya da durumu anlatırken tek ve yoğun bir etki bırakması, bunu yaparken de az sayıda karaktere yer vermesi. Yoğun anlatımla o tek etkiyi verebilmesi için olayın geçtiği yerin/durumun aktarıldığı anın sınırlı olması neredeyse zorunluluk. Hikâye ve öykü kelimeleri anlam itibariyle “taklit etmek, öykünmek” köklerinden geliyor. Bu kök ona, anlatılanların yaşamdan izler taşıma ya da tanık olunan olayları anlatma görevini yüklüyor. Durumlar hikâye ediliyor. Anlatılanın tamamen kurgu olduğunu düşünsek bile çoğunlukla duyulan, görünen ya da yaşanan bir hikâyeyi anlatıyoruz aslında. Bu kadar geniş bir çerçeveyi içine alan yani tek sınırı sınırsızlık olan bu yazın türünün böyle belirgin kurallarla çerçevelenmesinin elbette bir anlamı var.
            Yaşadığımız hız çağında, biraz daha sabırsız biraz daha tahammülsüz olduğumuz bu çağda, fırsata çevrilen bir nokta da “öykü okurunun çoğalması” çünkü öykü kısa yazılıyor, çabuk okunuyor. Fakat bu fırsat içinde her birimizin merak ettiği başka bir nokta da şu: öyküler okunuyor ama bittiğinde okuyan kişide bir iz bırakıyor mu? Anlaşılmış oluyor mu? Büyük usta Feyza Hepçilingirler’in “Öyküyü Okumak” isimli eserinde söylediği gibi “Öykü yazanın kendisinden başka bir şeye daha ihtiyacı var” o da “İyi bir öykü okuru”.
            İlk paragrafta belirttiğim koşullara uygun yazılan bir öyküyü anlayabilmek, yoğun ve dikkatli bir okuma gerektiriyor. Yanlış anlaşılmış olmak istemem. Bu koşulların dışında yazmak hatalıdır demiyorum ancak o zaman onun öykü türünde yazılıp yazılmadığı tartışılmalıdır. Öykü, sırlıdır, kendisini gizli tutar. O son etkiyi saklar, saklar, saklar ve en gereksindiğiniz anda kendisini açıverir. Her harfi o etkiye hizmet etmektedir. O benzersizlik için karınca gibi çalışır, dantel gibi işlenir. Bunu keşfetmek isteyenin tüm satırlarında dikkatini açık ve berrak tutması gerekir. Öykünün kendisi ve onu yazan kişi bu beklentidedir. Tüm sayfalarının kilidini açan o müthiş anahtarı kaçırdıysanız her şey bulanıklaşır. Öykünün anlamı işte burada saklıdır. Hem yazan hem okuyanlar için.
            Yazın tarihinde yer almaya başladıklarından bu yana tartışılan bir konu işte bu temel bilgiler üzerinde aydınlanıyor. “Öykü atölyelerinden yazar çıkar mı?” ya da “Öykü atölyelerine gidilerek yazar olunabilir mi?”. Belki de belleklerimizde soru böyle sorulursa yanıtı da hayır olacaktır kodlaması olduğundan birçok kişi hemen “Atölyeye giderek yazar olunamayacağına inanıyor, bunu söylüyor” ancak kimi zaman bu kodlarla verdiğimiz kararlar kişiyi hataya götürebiliyor.
Atölye çalışmalarında anlatılan tam da öyküyle ilgili yazdıklarım aslında. Yazın türleri ve bu türden eserlerin özellikleri, ne olup ne olmadıkları anlatılıyor atölyelerde. Burada eğitim alan kişiler, kendilerinde bir yazma güdüsü varsa, yazma yetisi varsa öğrenilenler çerçevesinde uygulamalara başlıyorlar. Söz gelimi o yetileri yok, o zaman da bu türleri öğrenerek iyi bir okur oluyorlar. Bu eserleri nitelikli bir şekilde okumaya başlıyorlar. Daha önce niteliksiz okur olduklarından mı? Hayır, yalnızca daha derine inmek için belki yalnız keyif aldıkları için. Doğal olarak her yerde olduğu gibi atölyelerde de kötü olanlar, kurumunu kötüye kullananlar vardır, olacaktır. Ancak iyi yazmak, iyi okumak, okuduğunuz şeyin bir parçası olmak isterseniz güzel bir seçenektir atölyeler. Zamanınızı anlamlı kılar, zamanınızı değerlendirmenize katkıda bulunur.
            Bu noktada mutfak ekibinde olduğum “Edebiyat Atölyesi Dergisi’nden” söz açmam çok tuhaf kaçmayacaktır. Burada yazmak isteyen ancak atölyeye gidemeyen dostlara destek olabilmek adına çok değerli ustalarımız yazmakta. Herkesin yaşamı ve öyküsü çok önemli, hem kendisi için hem de yazacağı eserden destek bulacak, ders ya da umut alacak insanlar için önemli. Ancak eline kalemi alan her kişi bilir ki öyle çalakalem yazılmıyor, anlatılamıyor yaşananlar. O uzakta duran erişilmez hikâyeyi anlatmanızı sağlayacak daha önce karlı yollardan yürümüş hocalarımız var. Onlar yardım ediyorlar, sen kayıp düşme diyorlar bize. “Edebiyat Atölyesi Dergisi’nden ve sürekli güncellenen “edebiyatatolyesi.net” sitesinden bu ustalarımıza erişmek çok kolay. Oradan her gün bir öykü okumak, yazmaya çalışmak…
            Benim henüz kendisine ulaşıp ustalığına yüz yüze teşekkür edemediğim çok büyük bir hocam var. Onun 2010 yılı öykü bildirisinde yazdığı satırlarla sonlandırmak istiyorum yazımı. Füruzan:
 “Öykü inançtan değil, ütopyasından güç alır. Toplumlar, insan değerini savunan başka bir hayatın özlemini taşıyorsa, erkin buyurganlığını eleştiriyorsa düzeni yenileme gücünü yitirmez…” diyor ustam.
            Dilerim bütün yazın türlerinin gücünü arkamıza alarak, sevdamız öykülerle dolsun yaşamımız.