Neslihan Yiğitler

Neslihan Yiğitler


Baktın öpüşüyorlar kanalı çevir

18 Temmuz 2021 - 11:00

Toplumca ne hallere düştük. Neredeyse hiç kimse bulunduğu ortamda rahat ve huzurlu değil. Yakın ya da uzak çevremdeki insanları gözlemliyorum da her birimiz bir zırhla kapladık etrafımızı. Her birimiz yakın durursak, kendimizi-duygularımızı açarsak gelecek zararlardan korunmak adına gizlemeye başladık kendimizi.
Dün akşam çok keyif aldığım bir dost masasında yakın arkadaşlarımdan biri söyledi. “Samimiyet deyip duruyoruz ama ne kadar yakalayabiliyoruz samimiyeti?” deyiverdi. Onun bu sorusunun ardından hepimiz kısa bir sessizliğe büründük.
Bu sessizliğimizin ardından birtakım sorgulamalara giriştik. Neydi bizi yaşımız ilerledikçe samimiyetten alıkoyan. Hızdan dem vurduk, akıllı telefonlardan, kitap okumadığımızdan, giderek duyarsız bir toplum haline gelmemizden bahsettik. Yetiştiriliş biçimlerimizi düşündük. Benzer ailelerde yetiştiğimiz için anne-babalarımızın istemeden de olsa üzerimizdeki “Sıkılsan da söyleme, ayıptır” etkisi sorgulamamızın ana temasını oluşturdu.
Sohbetimizin ortasında neredeyse masamızda oturan her üye annesi ya da babası tarafından “ayıptır, öyle söylenmez” diktesine maruz kalmıştı. “Büyüklerin yanında oturulmazdı” “Evde babanız varken çok gürültü yapmamalıydınız” “Canınız çok istese bile ikram edilen ikinci şekeri almamalıydınız” örnekleri sayfanın sonuna kadar çoğaltabiliriz. Yapamadıklarımız, yaptığımızda ayıplanacağımız her şey şimdi bu yaşımızda bizleri samimiyetimizi sorgulamaya itmişti. Olaylar karşısında neler hissettiğimizi söylememek için ya incinmemiş gibi yapıyor eğer yapamıyorsak da küsüyorduk. Karşımızdakine neler hissettiğimizi söyleyebilmemiz birkaçımızın yıllarını almıştı. Hala söyleyemeyenimiz bile vardı. Belirli bir yaş eşiğini geçmeden hepimiz, hep numara yapmıştık.
Oysa böyle yetiştirilmeseydik. Nurcan Teyze’nin kekini sevmediğimiz zaman “Öyle söylenir mi evladım?” diye terlikle kovalanmasaydık bugün belki de “O söylediğin için kırgın hissediyorum” diyebilirdik. Belki bugün tatsızlık çıkmasın diye sustuğumuz şeylerin kangren olmadan sözünü açabilir, geri dönülmez yollara girilmeden halledebilirdik sorunlarımızı sevdiklerimizle.
Evet, hiçbir şey için geç değil. Dikkat ediyorum çocuğu olan dostlarım artık bunu aştı. Bugün çocukların kendilerini, duygularını belirtmekten çekinmesi neredeyse söz konusu bile değil. Bu çok güzel bir değişim. Ancak bizim neslimiz, kendini geri tuttuğu her yıl, her an için bedel ödüyor. Unutulan her geçmiş dakikamız o anları bana geri vermelisin diyor.  O istedikçe şimdi kaçıyor şu an yaşanamıyor. Şu anın yaşanamaması kaygı, korku, endişelere gebe oluyor, açık büyüyor.
Dün akşamki dost masamızda aldığımız yeni bir kararla şu anı yani yaşadığımız, nefes aldığımız bu güzel anı fark etmeye söz verdik dostlarla. Ne ki geçmişe uzanıp duygularımızı, kırgınlıklarımızı onaramamıştık o zaman şimdiyi mahvetmeyelim ve bu andan sonra kendimizce, kendi bünyemizin elverdiğince duygularımızı ifade edelim dedik. Bize çok iyi geldi. Belki sizlere de iyi gelir. Hadi bize katılın, söylemediklerimizin hesabını bir kenara bırakıp yaşamaya bakalım. Annelerimizin küçükken “Baktın öpüşüyorlar kanalı çevir kızım” sözünü dinlemeyelim “Öpüşenlere bakalım, aşkı fark edelim.” Yaşamın tadını çıkaralım.
İyi Bayramlar.