Reklam
Neslihan Yiğitler

Neslihan Yiğitler


Aşk

02 Mayıs 2021 - 10:42

                                                                        AŞK
Her şey başlamadan size bir kez daha hatırlatmak isterim ki bu satırları Neslihan Güdükler yazıyor. İş-güç sahibi insanım, şu krizde ortalarda kalmak istemiyorum. Konunun sorumlusu Neslihan Güdükler ’dir. Biliyorsunuz, birkaç hafta önce eski erkek arkadaşımla markette karşılaşmıştım. O günden bu yana kafamın boş kaldığı her an, aşkı düşündüm. Neydi aşk, onu bulabilen var mıydı? Bulan varsa ne kadar sürdürebilmişti. Aşk emek miydi? İlgi miydi? Neydi bu Tanrı’nın cezası, neydi?
            Üzerine kafam kadar kitap yazanlar, sevdiğine fındıktan büyük taşlardan yüzük takanlar mı bulmuştu onun anahtarını? Yoksa hala aranmakta mıydı o kapıyı açan minik aygıt. Çoluk çocuk yok, sokağa çıkma yasağı var derken oturdum ben de bunları düşündüm ne yapayım? Düşündüm ama peki yanıt bulabildim mi? Pek sayılmaz, hatta kafam eskisinden daha da beter karıştı. Sözün kısası aşkın tanımını, tarifini bulamadım. Bana bu yazıyı yazdıran, onu nasıl aradığımı, nerelerde bulamayacağımı iyi bilmiş olmamdır bunu söyleyebilirim. Aşk nasıl aranır sizde merak ediyorsanız şu an doğru yerdesiniz!
            Bir kere aşk kesinlikle rock barlarda aranmaz! İçinizden “Ama ben eşimle rock bar’da tanıştım, şu an bahçeli evimizde iki kızımızla puzzle yapıyoruz” diyen varsa bana dm’den yazsın, söz ondan özür dileyeceğim. Hoş, salgın yüzünden artık rock barlara da hasretiz ama neyse bozmayalım. Neden orada aşk yok söyleyeyim. Bir kere rock bar’ın en önemli özelliği her barda yalnız bir tane Teoman’la bir adet Şebnem Ferah’ın olmasıdır. Ancak iki starın olabildiği bir mekânda diğer gölgede kalan zavallılar nasıl birbirlerini fark etsin? Teoman, birilerinin sevgilisi olma konusunda rekor kırmış olsa ve siz sıraya girseniz bile o sıra size gelene kadar yaşlanacağınız için yine kaybedersiniz, hiç olmaz. İkincisi, aşk sizin dostlarınızın dostlarında da yok, çünkü sizin ısındığınız size, sizden ısınan kişiye siz ısınmadığınızdan tayming asla tutmuyor, bunu denemeyin bile… Aranızda “Yoo bizi bir arkadaşımız tanıştırdı” diyen çiftler vardır, bilin ki siz istisnasınız, tebrik ediyorum.
            Aşkın bizi telef ettiği, asla barınamadığı bir diğer noktaya ise “Alçak gönüllükle davrandığımız her yer” adını veriyoruz. Aşk denen illetin en sevmediği şeylerden biri naif bir kalptir arkadaşlar (Bakın burası çokomelli-kötü şaka yaymayalım). Neredeyse yaşamın tüm kontrolünü elinde tutan bu güçlü duygunun en temel ilkesi şudur: “Kaçan kovalanır” ve buna doğru orantılı olarak “Kaçmazsanız kovalanamazsınız” (Ne kadar da zekiyim yalebbim) yani siz, o sizi daha aramadan “Canım, merak etme diye aradım, ben eve vardım” derseniz, bitti. O fındığı unutun. (Yüzüğü diyorum)
            Merak etmeyin konudan dağılmayacağım ama esasen ben filmlerdeki kötü-yan kadın karakterlerin (en mükemmeli Suzan Avcı’dır, selam olsun) senelerdir çektiği zulüme buradan bir itiraz getirmek istiyorum. Onlara yapılan bu haksızlığı büyük bir hata olarak görüyorum. Kendilerini bu kadar sevmelerine, kendilerini bu kadar önemsemelerine karşılık senaristler mutlak mutlu sonu Külkedisi ’ne vererek hem bize büyük bir yalan söylediler hem de bu ablaları filmin sonunda çamur çukurlarına falan düşürüp ya da ne bileyim makyajını falan bozup ele-güne rezil ettiler. Oysa biliyorsunuz ki gerçek hayatta hep onlar kazanmıştır. Filmlerin sonunda da kazanan olsaydılar belki biz de bir nebze olsun öykünür iki-üç numara ezberlerdik ama akıl edemedik. Çare Rin tin tin’de sandık, kafamıza her sert kurabiye atanı “Seviyor” diye belledik ama işte büyük hata ettik. Yan roller kendilerine bunu yaptırmadılar, onlara hakkını verelim, mutlu sonları engellenmesin. Ey Holivut!
            Aslında aşkın en tehlikeli hali, varmış gibi yapıp olmaması. Buna bir çeşit manipülasyon da diyebiliriz hanımlar ve beyler ki daha çok kendine güveni varmış gibi yapan ama aslında hiç güveni olmayan bünyelerde bulunurlar. Ne yaparsanız yapın, aklınızı başınıza toplayın ve bu bünyelerden kaçın. Ne demiş Che:  “Sözler güzel ama eylem yücedir” yani ne yapmayın, eylem görmezseniz orada kalmayın, bay bay.
            Böyle böyle örnekleri çoğaltabilirim. Son olarak, aşk, iş yerinde yoktur yani vardır da çok zordur diyelim. A bir de en yakın arkadaşlıklarda pek olmaz, başınızı derde sokmayın, Aslında en unutulmazı ve en iz bırakanı odur ama aranızda olanları bir sonraki yaşantınızda (yani Kleopatrayken) çözmeyi bekleyebilecekseniz en yakın arkadaşınıza âşık olun tabii ona karışamam. Fakat bilin ki o konu çok güzel olduğu kadar bu dünyada çözümsüzdür, bence hiç girmeyin. Pazar Pazar içlerinizi yeteri kadar dağladıysam yavaşça bitiriyorum. Aslında aşkın tek bir reçetesi yok. Eğer gelişine ve akışına bırakabilirseniz…
 Size Neslihan Yiğitler olarak bir şey söyleyeyim mi? Aşk tüm yoksunluklarımıza karşın bizi kabul eden ve bir daha da bırakmayan biriyle yaşarsanız aşktır (Ne güzel bir cümle buldum ya!) ve gerçekten o, çok özel bir duygudur. Yaşamında ona yer verene ve anlaşmaya gönlü olana ne mutlu.
            Görüşmek üzere…