Reklam
İlknur Demir

İlknur Demir


Şerefine dostum

04 Mayıs 2021 - 10:07

Yazmak için masamın başına oturduğumda, çok fazla konu sıkıntısı çekmem. Malum öyle yoğun gündemle haşır neşiriz ki konular neredeyse ‘’beni yaz’’ diye dört dönüyor zihnimde. Ama bazen; ah işte bazen öyle oluyor ki, kelimeler bağımsızlığını ilan ediyorlar.  Emirlerime itaat etmiyor, özgürce uçuşuveriyorlar. Onları yakalayıp anlamlı cümlelere dönüştürmek zor olabiliyor. Birini yakalasan diğeri kaçıyor, ötekini tutsan bir önceki kaçıp gidiyor. Kelimelerle böyle bir mücadele içine girdiğim zamanlarda genellikle pes ederim ve anlamlı cümleler kurmayı başarmış yazarların kitaplarına sığınırım. Nasılsa kalemimin ucundan kaçıp giden kelimeler yorulup yuvasına geri dönecek, birbiri ardına sıralanıp satırlarımda sonsuz uykularına dalacaklardır. Buraya kadar sorun yok elbette, ama kelimelerle olan savaşı kaybedip üzerine bir de o anlamlı cümleleri kurmayı başaran yazarların metinlerini de okuyamamaya başlayınca sıkıntı büyük oluyor.
Pandemi döneminin bende yarattığı en büyük handikaplardan biri, boş zamanlarımın fazla olması oldu. Ruhumu dinlendirip zamansızlığa mola verme hayallerimin, sadece bir özenti bir ağız alışkanlığı olduğunu fark etmem büyük bir hayal kırıklığıydı benim için. Yalnızlığı hiçte dillendirdiğim kadar sevmiyormuşum meğer.   
Oysa hemen herkes ağız birliği etmişçesine, daha önce yapmaya fırsat bulamadıklarını yaptıklarını, daha çok okuyup kendilerini daha çok geliştirme fırsatı bulduklarını söylüyordu. Bu başarıyı gösterenlere yaşlı gözlerle baktım uzun süre.  Bana göre değildi. Yapamıyordum. Ezginin Günlüğünün, ruhumu acıtan müziğinin tınısı dönüp duruyordu zihnimde. Sözlerine şimdiye dek çok takılmamış olsam da, bu dönemde daha anlamlı gelmeye başlamıştı o sözler. Kendime de sıkça sorar olmuştum.

"Eksik bir şey mi var hayatımda?"
Bildiğim kadarıyla yoktu. Bir varoluş sancısı yaşıyordum ama nereden başlayıp nereye varacağımı bilemiyordum. Okuduğum bir kitaptaki satırlar geldi aklıma. ‘’Bir portakala farkındalıkla baktığınızda, portakalı portakal yapan her şeyi görürsünüz,’’ diyordu. ‘’Sadece kabuğu değil, dilimleri, çekirdekleri. Tüm bu parçalar portakalın evrensel varoluş halidir. Evet, kabuk, kabuk olmaya, çekirdek, çekirdek olmaya, dilimler, dilim olmaya devam ederler ve bir bütünlük halinde varolurlar. Portakal kabuğu dilim olmak zorunda değil, dilimler çekirdeğe dönüşmek için nafile uğraşa girmemeli. Hepsinin bir arada uyum ve bütünlük içinde portakalı oluşturması aslolan.’’ Çekirdek, dilim, kabuk her şey yerli yerindeydi. Ne oluyordu bana.
Yine o sözler zihnimde dolaşmaya başladı.

"Eksik bir şey mi var Hayatımda?"
Bazı soruların cevaplarını sadece kendimiz verebiliyoruz. Kişisel tercihler, zevkler bizi biz yapıyor. Portakalın çekirdek, kabuk dilim birlikteliği ile portakal olabilmesi gibi bizde kendi parçalarımızı bir araya getirerek bir bütün olup varoluşumuzu tamamlıyoruz. Uzun süre portakala baktım, belki bir ipucu verir diye ama yok, yine aynı sözler kafamda dönüp durdu.

"Eksik bir şey mi var hayatımda?"
İşte bazen en karamsar anlarınızda bir ses gelir kulağınıza. ‘’Ne yapıyorsun, sesin soluğun çıkmıyor?’’ der telefonun ucundan ve hayatınızın eksik parçası gelir ruhunuzdaki oyuğa yerleşiverir ve her şey tamamlanır. Anlarsınız bu evlere kapanıp kaldığımız günlerde en çok neyi özlediğinizi. Bir kafede karşılıklı içtiğiniz kahveyi, yanağına kondurduğunuz öpücüğü, sarmaş dolaş attığınız kahkahaları, belini kırdığınız muhabbetleri, yâd ettiğiniz eski günleri, kurtardığınız memleketi, bizi, özlemişsinizdir. Ne anaya ne kardaşa benzemeyen o dostun omuzudur hayatınızdaki eksik şey. Kaparsınız telefonu. Düşünürsünüz bazıları ne çok oluyor hayatınızda, bazıları geldiği gibi gidiyor. Gidenlerin yolu açık olsun, kalanlara selam olsun der ve az kaldı dersiniz, az. Kıracağız yine o muhabbetin belini. İyiye, güzele, sevdaya, adalete, özgürlüğe, insanlığa doğru kaldırdığımız kadehlerle.
Şerefine dostum.
Umutla kalın…