Fatma Şimşekoğlu Terzi

Fatma Şimşekoğlu Terzi


Topuklu Kırmızı Ayakkabı

23 Haziran 2021 - 10:20

Ayaklarım çırılçıplak... Yeşilin en güzel tonuna sahip arka bahçemin çimlerinde yürüyorum.  Çocukluğumu özlüyorum. Annemin topuklu kırmızı  ayakkabılarının yerini dolduracak bir çift ayakkabı bulmak zor. 

Sormuyorum ki hiç; ne diye öylesine gözbebeklerimde takılı kaldığını. O da sormuyor. Susarak konuşur mu insan? Konuşuyoruz…

Bu pazar Babalar Günüydü. Yetmiş bir yaşında, üçüncü üniversitesini bitirecek diye geceleri uyumadan ders çalışan bir Babam var benim. Harika bir adam. Hep arkadaşım oldu. İyi ki var ama aklım Annemde…

Annem; Melek Annem. Kelimeler çoğu kez havada uçuşur anlamlarından bağımsız. Anne de öyle bir kelime. Anne, anne, anne… Milyon kez söylesem sıkılmam. Adı gibi; Melek Annem…

Hatırladığım ilk çocukluk anılarımda büyük yeri vardır bu topuklu kırmızı ayakkabıların. Yaklaşık beş altı yaşlarımdan beri her sıkıldığımda giyerdim onları. Rap rap rap… Ben mi ayakkabıları giymişim yoksa ayakkabılar mı beni yutmuş belli değil. Düşmeden yürümeye çalışıyorum…

Neredeyse lise dönemlerime dek Annemin topuklu kırmızı ayakkabılarını giyip aynanın karşısına geçtim. Uydurduğum bir sürü şarkıyı ben söyledim Annemin topuklu kıpkırmızı ayakkabıları dinledi. Bence ezbere biliyorlardır söylediğim tüm şarkıları…

Nasıl da yakışırdı her giydiği Anneciğime. Şimdi altmışını geçti. Hala duruyor birkaç çift ayakkabısı vestiyerinde.

Babamın Ankara'ya gittiği eğitimlerinden birinde aldığı ve beden ölçülerime hiç uymadığı için  ‘Büyüyene kadar giyersin.’ diyerek içini ferahlattığı fırfırlı, beyaz şeritli mavi elbisem, ayıcığım Topaçla çıkıyor karşıma. Süzüyorum. Nereden çıktın şimdi sen, diyorum. Ayaklarına bakıyorum; ayağının birinde kırmızı topuklu ayakkabısı var, diğeri çıplak.

Birbirimizle susarak konuşurduk çoğu kez. Anneniz, gözlerinizin içine kaşıyla gözüyle bakar da siz şaddadanak ne demek istediğini anlamazsanız, vay halinize. İşte otuz sekiz numaralı terlik uçuşa geçti. İdrak gücünüzü arttırıcı yan etkisiyle aile içi eğitiminizin göz alıcı bir parçası oluverirdi bile. Anne kaş gözünün sözsüz dilini bu uçuş özellikli terliklerle öğrenmiş bulunurduk. 

Çocukken tüm anneler çocuklarının gözlerinin içine bakardı ve sizden ne demek istediğini anlamanızı beklerlerdi. Her ne yaşta olursanız olun bu gibi bir meziyete sahip olmak şarttı.

Konuşma vakti geldi. Bazenlerimde ve nefes darlıklarımda takılı kalan çocukluğumu özlüyorum Anne. Niçin sürekli ağlıyorsun? Hüznünü sil at aklından, hatırlaman gereken bizleriz. Bak benim, ben: Kızın...

Soracağım; belki tanıyordur beni. Belki arkadaş olduğumuzu da birlikte papatya falı baktığımızı da hatırlar. Belki selam bile yollayabilirim çocukluğuma. Göğüs kafesini şişiren nefesi hep mavi. O bir ALZHEİMER hastası. Aradan beş koca yıl geçmiş. Buna alışması hayli zaman aldı. Hep ürkek, şaşkın ruh haliyle uzaktan uzağa bakıyor çocukluğumdaki o mavi fırfırlı uzun elbisenin ışıltısıyla. Niçin giymiş ki onları? Çocukluk elbiselerimi niçin giydin Anne?  Annesinin topuklu kırmızı ayakkabılarını giyen o kız çocuğu gibisin. Sanırım ikimiz de birbirimizi kaybettik, arıyoruz hatıralarımızda. 

Beş altı yaşlarımın en çok sevdiğim oyununun mutluluk veren telaşıyla gitsem topuklu kırmızı ayakkabılarını giysem, Anne tanır mısın ki beni? Sanırım Alzheimerlı çocuklarındanız artık her ikimiz de. Birimiz hatırlamazken birimiz unutamıyor birlikte olmanın hazzımı. 

Topuklu kırmızı ayakkabının teki kimde biliyorum. Sanırım ben sakladım birini. Hiç unutmayayım diye. Unuttuklarıyla bir sis perdesinin içinde mavi fırfırlı elbisem ve Topaçla  susuyor zihnimde şimdi. 

Küçük bir kız çocuğu seni seviyor Anne. Topuklu kırmızı ayakkabılarının birer tekini arama…