Bediz Saka

Bediz Saka


Çok gezen mi bilir çok gösteren mi?

14 Temmuz 2021 - 09:58

Uyarmadı demeyin, bu soruyla başlayıp bambaşka konularda bulabilirsiniz kendinizi. Sonra bana hesap sormayın, başlıkla ne alakası var bu yazının diye:)
   Bu sorunun aslı “Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi?” olmalıydı diyenler yanılıyor. Bence her iki eylemi de ikiye bölerek şöyle de sorulabilir bu soru.
   Çok okuyan mı bilir çok anlatan mı ya da çok gezen mi bilir, gezdiği yerleri çok gösteren mi?
   Şimdi oldu işte! Ama cevap “e” şıkkı hiçbiri.
   Tecrübelerime dayanarak ben diyorum ki, “en çok, çok hatırlayan” bilir. Kitaplığında bir elin parmak sayısından fazla kitabı okuduğunu unutarak 2 ve üstü sayılarda yeniden satın almış ve gezdiği onca yere dair gittiği yerlerin isimlerinden başka çok da ayrıntı hatırlayamayan biri olarak ben, bugün buna kanaat getirdim.
  Gezmek okumak bir yana dursun, okuduklarını tekrar etmek ve anılarını dönem dönem tazelemek de kişiyi bazı konularda yorum yapabilen kişi yapıyor kanımca. Hele seyahate çıkmadan önce gideceğin yer hakkında bilgi sahibi olup, üstüne de görseli yerleştirdin mi hafıza pekişir de pekişir. Yetmedi mi? O zaman önemli yerlerde çek bi selfie,  “ben bugün buralara ayak bastım” notuyla bir poz paylaş sosyal medya sayfanda. Ohhhh unut da görelim.
   Ama tabii bizde sistem böyle işlemiyor. Biz genelde öğrenmek için gezmeyip, “göstermek için” gezdiğimizden ya da özümsemek için okumayıp “o kitabı ben de okudum” demek için okuduğumuzdan, söz anlatıma geldi mi iki kelime çıkamıyor ağzımızdan. Hafızası iyi olanlar için sözüm meclisten dışarı :) Benim derdim kendimle.
   Ben giderek zayıflayan hafızamı B12 ile takviye etmek yerine, okuduklarını hatırlayanlara sataşırsam hiç de hoş olmaz tabii ama insan doğası gereği bazen egolarına yenik düşebiliyor haliyle. Ego, ilginç bir kavram, benlik bilinci olarak tanımlayabileceğimiz ego, ID yani basit tanımıyla içgüdüsel dürtüler ve süperego yani basit tanımıyla toplumsal tabular arasında denge kurmaya çalışan bir kavram. Kendi içinde değerlendirirsek kişinin toplum içindeki konumunu belirleyen bir unsur.
   Burada en büyük sıkıntı, kişinin egosunu kontrol altında tutamadığı zamanlarda hayatının merkezine kendisini alması ve her şeyin en iyisi, en doğrusu olduğunu sanma haline bürünmesidir.
   Konu nerdeeen nerelere geldi. Toparlayalım o hâlde. Kolaylıkla yapabileceğiniz bir şeyi yapıp da sergilemezken, karşınızdaki kişinin nadiren yaptığı şeyi gözünüze soka soka ben bunları yaptım dediğini düşünün. İşte egonuz orada kendini gösterir ve kendi yaptıklarınızı da gösterme isteği duyarsınız. Halbuki o ana kadar karşınızdakine hiçbir şey kanıtlama derdiniz yoktur. Hoş geldin zedelenen ego, ben de varım demek için elinden geleni yapar.
   Bir zamanlar masal diyarı bir dünyada yaşarken insanlar dilediği gibi gezip tozarken, yurtdışına çıkmak sütçüden cumhurbaşkanına kadar herkes için kolay ve ulaşılabilir iken bir arkadaşımın sözleriyle irkildiğimi hatırlıyorum. “Yurtdışına çıkmak iyice ayakaltı oldu, önüne gelen çıkıyor. Bir anlamı kalmadı artık.”  tarzında bir şeyler söylemişti. Eski halimle donup kalmıştım, egolu olsaydım belki katılırdım ona, egosuz olsaydım boş ver herkes gezsin derdim ama şimdiki bakış açımla “Seni de olduğun gibi kabul ediyorum” diyorum. Önemli olan aklında gezdiğin yerlerden ne kaldığı benim için.
   Benim derdim başka, ne göstermek,  ne anlatmak için hatırlamak istiyorum. Maksat muhabbet olsun, çorbada benim de tuzum olsun. Anladınız siz onu;)