Barış Kütahya

Barış Kütahya


Survivor Adası'nda İnce Memed olmamak

11 Ekim 2021 - 10:28

Tarih bize her baskıcı rejimin yıkılacağını, her diktatörün sonunun geleceğini, her karanlığı aydınlığa kavuştuğunu öğretir. Asıl dert bunlar bittiğinde yerini yenilerinin almamasını nasıl sağlayacağımızdır.
                Destansı eserinde Yaşar Kemal, İnce Memed’i Abdi Ağa eliyle çok zora koşar, ölümlerden döndürür, çile ile boğuşturur. İlk kitabın sonunda İnce Memed, ağanın hakkından gelir. Kitap bittiğinde büyük bir ferahlık ve adalet duygusu yaşarız, içimizin yağları erir. Ne var ki ikinci kitapta başka bir ağa çıkar, üçüncüsünde yine bir ağa, dördüncüsünde bir ağa daha çıkar. İnce Memed düzeni değiştiremez, sürekli karşısına çıkan ağalarla dövüşen bir bilgisayar oyunu kahramanı gibidir.
                Düzeni kalıcı olarak ancak toplumun genel isteği ve kararlılığı değiştirebilir. Bugün yaşadığımız yoksulluğu, yolsuzluğu, adaletsizliği, güçsüzün ve farklının ezilmesini değiştirmek istiyor muyuz? Gerçekten istediğimiz kimsenin hakkının çiğnenmediği, herkesin sesini özgürce duyurabildiği, bu nedenle kendini tehdit altında hissetmeyeceği, geleceğinden kaygı duymadığı bir düzen mi? Bu soruya herkes “evet” diyecek ama istisnasız herkes için istiyor muyuz? Bunları herkes kendisi için elbette talep eder; ay sonunu nasıl getireceğini düşünmesin, çocuğunu bir okula gönderirken ne hayatından ne de geleceğinden endişe etsin, emekli olduğunda sağlığı güvence altında olsun, çalışamazsa asgari bir destek görsün. İster ki söylediği söz, paylaştığı fikir sonrasında kapısında polis, karşısında savcı görmesin. Tüm bunları kendimiz için isterken bize karşıt, tam zıt cümleler kuranlar için de istiyor muyuz? Bizim gibi düşünmeyen, bizim gibi inanmayan, bizim gibi yaşamayan, bizimle değerleri benzemeyenler için de mücadele eder miyiz?
                Bugünkü düzende yolsuzluğun, rantın sembolü olmuş müteahhitler, mafya ve mafya ile kol kola yürüyen siyasi iktidar değiştiğinde yerine oy verdiğimiz partinin adamı müteahhitler, mafya çeteleri ve siyasetçilerin gelmeyeceğinden emin miyiz? Yoksa onların Abdi Ağa’sı gitsin de bizim ağa, bizim ağalar gelsin mi istiyoruz? Kırk yılı aşan ömrümde siyasetin altını biraz kazıyıp ilişkileri gözlemlediğimde gördüm ki Türkiye’de toplumun geneli düzenden pek şikâyetçi değildi, ağadan şikâyet ederdi, değiştirirdi. İktidarlar değişti ama yapı değişmedi.
                Şimdi sorumuz; bugün şikâyetçi olduklarımızı tekrar yaşamamak için ne yapacağız? Ne istiyoruz? Mesela başkanlık sistemini istemiyorsak yerine gelecek sistemde neyin olması, neyin olmaması gerekli, düşünüyor muyuz? Yoksa birilerinin bizim yerimize düşünmesini mi bekliyoruz? Adaletin, kolluk kuvvetlerinin hukuku çiğneyerek iktidarın ve yandaşlarının koruma kalkanı olmaması için ne gerekli, soruyor muyuz? Benim anladığım konular değil, bilenler çıksın yapsın işte mi diyoruz? Bunlara etki edecek gücümüz yoksa bile mesela verdiğimiz vergilerin en çok hangi alanlarda kullanılması gerektiğini düşünüyor muyuz? Eğitime derslik,  öğrenciye yurt, mahalleye sağlık ocağı, tarıma destek olarak mı harcansın yoksa çılgın proje, büyük saray, vergi cennetine kaynak, diyanete makam arabası olarak mı kullanılsın?
                Eğer bugün ne istediğimizi, neyi istemediğimizi düşünüp yarını ona göre kurmaz, kurdurmazsak bir ağa gider, başka bir ağa gelir. Düşünüp belirlemek ilk adımdır ama yetmez. Bunu duyuracak, dayatacak, talep edecek şekilde harekete geçmemiz de gerekli.
                Bu ülkenin yönetilememesi bize çok şey öğretti. Öğrenciye, ihtiyaç sahibine nasıl ev bulunur, hangi yangına nasıl müdahale edilir, dolar – faiz – enflasyon ilişkisi nedir, aşı – ilaç geliştirme fazları nelerdir, SMA hastası çocuklar nasıl yurt dışında tedaviye gönderilir, resmî kurumların açıkladığı veriler istatistiksel olarak nasıl çürütülür, ceza hukuku nedir, hepsini öğrendik. Vatandaş olarak hiç bilmemiz gerekmezken bu Survivor ülkesinde yanmadan oyunda kalabilmek için dayanışmayı öğrendik. Ancak vatandaş olarak yapmamız gereken yegâne şeyi yapmadık; yönetime katılmadık.
                Bu ağalık düzeninin acısını bir daha yaşamamak için önümüzde bir şansımız var. Ya dâhil olup gidişatı değiştireceğiz ya da bir ağayı gönderip sıradakini bekleyeceğiz. Seçim bizim.