Barış Kütahya

Barış Kütahya


Ne İstiyorsun Türkiye?                

11 Temmuz 2021 - 10:46

Ben geldim geleli dünya güneş etrafında kırk üç tur attı. Bu süre içinde çok şey tecrübe ettim, öğrendim, evrildim, değiştim. Hala öğrendiklerim var, değişmeye ve öğrenmeye devam ediyorum. Bununla birlikte hala alışamadığım, zoruma giden bir şey var. Ülkenin genel durumu ya da hepimizin isyan ettiği çamurdan bahsetmeyeceğim, kişisel bir şey anlatacağım. Etrafımda sekiz ile on beş yaş arasında değişen çocuklar var. Bir kısmı elime doğdu sayılır, ciğerimden fazla severim. Onların da beni sevdiğini bilirim. Ama keratalara şunu yapalım, buraya gidelim dediğimde istemiyorum diye cevap vermelerine bozuluyorum. Nasıl, ne demek istemiyorum?
                Birlikte kömür taşımaktan, gün ortasında pazara gitmek ya da mahalle çeşmesinden su getirmekten bahsetmiyorum ki. Beraber basket oynayalım, köşeye kadar yarışalım, bisikletle mahallede turlayalım, bir el satranç ya da kağıt oynayalım. Yok, istemem diyor. Ardından annesine “ben cips istiyorum”, babasına “ben kulaklık istiyorum” deyip odasına çekiliyor. Serde ergenlik olanı da var, anlıyorum ama bunun aynısını yedi sekiz yaşındaki de yapıyor. Fark ediyorum ki rahatsızlığım çocukların beni reddetmesinden değil. Bu kadar rahat bir şekilde isteklerini ifade edebilmeleri benim bir eksikliğimi yüzüme vuruyor.
                Yaşıtım bir dostumla hayat muhasebemizi yaptığımız bir masada dedi ki “ben hiçbir şey isteyemeyen bir çocuktum”. Bazen cümleler öyle cuk oturur ki aradığınız ifadeyi o an bulmuşsunuzdur, yapboz tamamlanır. Benim zoruma giden şimdiki çocukların benimle bir şey yapmayı reddetmesi değil. Çocukluğumda bir şeyi istemek, istememek, tercih etme seçeneğimin olmaması. Annem, babam örneklerle buna karşı çıkacaktır, sen de istedin, itiraz da ettin diyebilir. Ama benim hissiyatım bu; ben ve yaşıtım bir grup insan bir şey istemeyen, isteyemeyen çocuklardık.
Bu duygu tek başına bana aitse psikolojinin ilgi alanıdır. Sadece bana değil de benim kuşağıma ait bir duyguysa sosyologların konusudur. Neden böyle hissettiğimize girmeyeceğim, sebepleri muhtelif olabilir. Bildiğim şu ki dostum ve ben bu duyguda yalnız değiliz. Nedenden çok sonuca gelmek istiyorum ve genelleme yapmayıp kendimden yola çıkacağım. İstemeyi bilmeyen ben, büyürken bunu kimliğime eklemedim, istemeye alışmadım. Genelde verilenle yetindim, kendi çabamla, dişimle tırnağımla ne elde ettiysem onunla mutlu oldum. En büyük lüksüm deneye yanıla neyi istemediğimi keşfetmek oldu. İstemeyi bilmeyen çocuk ne istediğini bilmeyen bir yetişkine dönüştü.
Ne istemediğini bilmeyen insanlara kıyasla elbette daha iyi durumdayım. Hedefi olmayan bir geminin yol almak istemediği rotaları bilmesi kadar iyi.
Kendimden başlayıp insanlara dair bir genelleme yapmayacağım ama ülkeye dair bir benzetmem var. Sanki ülkem insanı da benim gibi, ne istediğini bilmiyor. Yüz yıllarca tebaa olmaktan, önüne ne konursa onu yemekten, öl deyince ölmekten, isteyemeyen bir çocuk olmaktan kaynaklı şimdi ne istediğini bilmeyen bir ergene evrildiğini düşünüyorum. (bakınız 08 Mart 2021 tarihli yazım, Ergen miyiz?) Sorduğum zaman çok genel temenniler duyuyorum. Adalet, insanca yaşam, özgürlük, emeğimin karşılığını istiyorum gibi. Ne demek bunlar, somut olarak ne istiyorsun dediğimde bu sefer ne istemediğimizi duyuyorum: Yazdığım, söylediğim, düşündüğüm nedeniyle tutuklanmak istemiyorum; çocuğumun okulu bize sorulmadan imam hatipe çevrilmesin; bakan gözümüzün içine baka baka yalan söylemesin; insanlar açlıktan, terörden, devlet şiddetinden ölmesin. Bunlar da önemli elbette ama neyi istemediğini değil, kendin, çocuğun, ailen, geleceğin için neyi istediğini soruyorum.
Örneğin ben ülkedeki kokuşmuş yapının, bu yapı içindeki bir mafya babası eliyle değil, özgür, bağımsız ve kul olmayan bir adalet mekanizması tarafından sorgulanmasını, ayakların değil başların cezalandırılmasını istiyorum.
Çocuk tacizcilerinin, kadın katillerinin, rüşvet ve çıkar çetelerinin, organize suç örgütü üyelerinin aynı koğuşlarda ibretlik cezalar çektiğini görmek istiyorum. Çocuklara dokunanları, insanlara kıyanları salıveren yargı mensuplarını bu faillerle aynı yerde görmek istiyorum.
Bu ülkenin kıt kaynaklarının bilime, üretime aktığını, milli eğitim bakanlığının bütçesinin diyanetten, milli savunmadan, tüm bakanlıklardan fazla olduğunu görmek istiyorum. Milli eğitim bakanlığı cemaatleri ve tarikatları kapı önüne koysun, aklı, fikri, vicdanı hür insanlar yetiştirdiğinden emin olayım istiyorum.
Memleketin polisinin, jandarmasının ağacı, doğayı savunanı korumasını, talan etmeye kalkan patronun, şirketin peşinde olmasını istiyorum.
Kendime dair sağlık güvencesi istiyorum. Kapatılan aşı merkezlerinin tekrar açılıp yarın başka bir salgına karşı şimdiden hazırlık yapmasını istiyorum. Bu kurumları kapatan irade sahiplerinin de hukuk önünde ölümlerden sorumlu tutulup yargılanmasını istiyorum.
Bugünkü yaşam standardımın iyileşmesini, alım gücümün artmasını, gelirim artarken, giderimin aynı kalmasını, bunu sağlayacakların ülkeyi yönetmesini istiyorum.
Benim gibi istemeyi bilmeyen birisi bile buna kolay alışabiliyor. İnsan istemeye başlayınca, zihnini bu yönde çalıştırınca o zaman gemiye rota çiziliyor. Rüzgarın estiği yöne göre değil kendi hedefine göre ilerliyor. Ne istemediğini öğrenmek için yeterince çile çektin, kurban verdin güzel ülkem. Artık ne istediğini söylemenin zamanı gelmedi mi?