Reklam
Barış Kütahya

Barış Kütahya


Bu devlet niye var?

02 Mayıs 2021 - 10:38

Gelen yasaklarla (kısıtlamalarla) birlikte evlere kapandık. Aslında bu doğru değil. Birçoğumuz işyerlerimizin aldığı izinlerle belli bir saate kadar işe gidiyor, açık olan alışveriş merkezlerinden ve süpermarketlerden öğle arasına sıkıştırılmış alışverişimizi yapıyor, birkaç saatlik izinlerle sağlık gerekliliklerimizi ya da ev ihtiyaçlarını karşılıyor ve işten çıkınca da koşa koşa evlerimize gidiyoruz. Tam kapanma adı altına gizlenmiş bariz bir kapanmamışlık yaşıyoruz. Devlet karar aldı deyip uygular gibi yapıyoruz. Ama zaten karar alan da “herkes evinde kalacak biz gerekeni yapıp asgari ihtiyaçları herkese adil ve eşit sağlayacağız” demedi. Her yer kapanacak ama çalışanlar hariç dedi. Bu hafta içi ya da hafta sonunun birkaç hafta öncesinden herhangi bir farkı var mı?
                Aynı karar alıcılar “küçük esnaf kapansın ama büyükler kapanmayabilir; insanlar bir araya gelmesin ama teravih toplu kılınabilir; konser, gösteri düzenlenmez ama sadece biz yapıyorsak kongre düzenlenebilir; ‘en kötü ihtimalle Türkiye’deyim’ diye şaka yapılabilir ama hiç kullanamadığınız pasaportu bardakaltı gibi gösterirseniz tutuklanabilirsiniz; aşı alacak para yok ama müteahhitlerin borcunu silebilirim” de dedi. Eğer bir çocuğa doğruları göstermek değil tüm ayarlarını bozmak istiyorsanız ona çelişkili mesajlar verin, söyledikleriniz birbirini tutmasın, yaptıklarınızla söyledikleriniz zıt olsun. Biz de toplum olarak bu derece çelişkili mesajlar yüzünden zaten pamuk ipliğine bağlı olan güvenimizi toptan kaybettik. Devlet hiçbir zaman ideal değildi, hep eleştirirdik ama bu sefer öldürdüler.
                Yasakları, çelişkileri, adaletsizlikleri, ölümleri gördükçe kendime soruyorum, devlet neden var? En basitinden artık çözümü olan bir hastalıktan bir yıl içinde, terörle mücadelede kırk yılda kaybettiğimiz kadar insan hayatını yitirdiyse bu devlet neye yarıyor? Tren kazasında ölen çocuğunun hakkını arayan anneyi yargılayıp başka kimseyi sorumlu tutmuyorsa devlet neden var? Zaten kötü olan eğitim sistemini iyice içinden çıkılmaz hale getiriyor, bir türlü bu topraklara uygun, bilimsel, tüm toplumu ileri taşıyacak yöntemleri geliştiremiyorsa niye devlet olduğunu savunuyor? Her gün kadınlar, çocuklar ölüyor, asayiş olayları artık gündem olmayacak kadar sıradan hale geldiyse devletin gücü nerede? Gücünü, yalnızca 1 Mayıs’ı kutlamak isteyenlerde ya da İkizdere’de yaşam haklarını korumak isteyen insanların üzerinde mi kullanıyor?
                Sağlık, adalet, eğitim, güvenlik ve diğer temel konularda bu soruları kafamda rahatlıkla çoğaltabilirim. Özetle bugünkü haliyle en temel gereksinimlerimi karşılamayan, buna karşılık özgürlüklerimi kısıtlayan devlet neden var?
                Bu soru yeni bir soru değil. Uygarlıkların kurulması kadar eskiye dayanır. Antik Yunan’da Platon (MÖ 424 – 348) ve öğrencilerinden Aristo (MÖ 384 – 322) ile Türk – İslam dünyasında Farabi (MS. 872 – 950) devlet nedir, nasıl olmalıdır sorusuna yanıt aramışlar. Bundan neredeyse 2500 yıl önce Platon (Arapçada Eflatun) devleti anlattığı eserinde (Politea) önce uzun uzun adaletin ne olduğundan bahsetmiş. Bir bakıma devleti adaletin üstüne oturtmuş. “Adalet devletin (mülkün) temelidir” sözü bir yerden tanıdık geldi mi?
İnsanlık devleti o zamanlardan beri tartışıyor. Machiavelli, Luther, Kopernik, Descartes, Newton, Rousseau, Marx ve Engels’de devlet üzerine kafa yormuş, yazmış düşünürler. Kendi adıma hepsinin düşüncelerini okuyup, özümseyip ona göre bir görüş bildirdiğimi iddia etmeyeceğim. Ancak kişisel fikrim, bugün devlet, temel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik mal ve hizmetlerin üretimi için toplumun yetkili kıldığı kurumdur. Daha basit ifade etmek gerekirse, insanların bir araya gelerek oluşturduğu toplum, “ben yol yapamam, güvenlik sağlayamam, adalet dağıtamam, sağlık ve eğitim hizmeti veremem, elektrik, su getiremem, vergi ile sana kaynak sağlayayım, benim adıma bunları bana sağla” diye devleti görevli ve yetkili kılar. Toplum, devletin işverenidir.
Ayrıca devlet karmaşık bir araçtır. Devleti arabaya veya uçak, gemi gibi bir araca benzetebiliriz. İşlevi ayrı olan çok çeşitli aksamı, parçası, mekanizması vardır. Bu aksamlar ancak uyumlu bir biçimde çalışırsa araç düzgün çalışır. Toplum bu araçtan kendisini güvenli, sağlıklı bir şekilde, bir noktadan başka bir noktaya taşımasını bekler, bakımını, benzinini karşılamayı vaat eder. Bu araç hala bir kullanıcıya, şoföre ihtiyaç duyar. Yine toplum seçim aracılığı ile aracı yönetecek şoförü yani iktidarı belirler ve devlet aracının direksiyonuna oturtur.
En baştaki sorulara geri dönersek aslında istediğimiz yere gidemediğimiz, güvende hissetmediğimiz, yanlış yollara saptığımız, kendimizi içeride kısıtlanmış hissettiğimiz için arabaya kızıyoruz. Arabayı tekmeliyor, bakımını yapmıyoruz. Oysa şartlar güzelken aynı arabayla camları açıp efil efil, çam ve deniz havasını ciğerlerimize çekerek keyifle yol alabiliriz. Şartlar yağmurlu, karlı ise güven içinde yolculuk yapabiliriz. Buna karşılık şimdiki sürücü ile en güzel hava ve yollarda bile yüreğimiz ağzımızda, güvensiz bir yolculuk yapıyorduk. Bir de salgın gibi karlı, taşlı yollara geldik, hem araba dökülmeye başladı, hem de ölüyoruz.
Bu devlet ne işe yarar, neden var, bana yasak koymaktan, yediğime içtiğime karışmaktansa bana aşı, eğitim ve iş sağlaması gerekmiyor mu sorularının öznesi yanlış. Burada sorumluluk şoförün. Eğer bu yolculuktan memnun değilsek arabaya kızmayı bırakıp önce sürücünün değişmesini sağlamalıyız.
Hem sosyal medyada sıklıkla karşılaştığım hem de kendi kendime düştüğüm tuzaklardan birisi “sürücüyü bu toplum seçti, o zaman yaşadıklarına katlansın” bakış açısı. Bu hem sorumluluktan kaçış, hem de kendini ayrı tutup insanları suçlayan, üstenci bir yaklaşım. Demek ki doğru sürücüyü, devlet aracının direksiyonuna oturacak iktidarı ben çıkaramamışım. Demek ki daha iyisi bendeyse bile insanlara anlatamamışım. Anlatmaya çabaladıysam da olmadıysa bile yeniden, tekrar, en baştan bir daha başlayacak direnci göstermemişim. Eğer şimdi küser, herkes hak ettiği gibi yönetilir dersek asıl o zaman kaybetmiş olacağız. Ne bu kadar üstenci olmaya ne de hala özgürlüklerini savunan insanları yüz üstü bırakmaya hakkımız var.
Hepimizin 1 Mayıs İşçi Bayramı, Emek ve Dayanışa Günü kutlu olsun.