Arzu Armağan Akkanatlı

Arzu Armağan Akkanatlı


İnancın kokusu

04 Nisan 2022 - 10:38

Nerede, ne zaman bir duyguya dokunacak olsak geçmişe götürür bizi. Adına çocukluk denilen o yaşımız kaç olursa olsun başımızdan gitmeyen çocukluğumuza geri dönüveririz.
Bazen, o zamanlar tattığımız bir lezzetin izidir damağımızdaki.
Kenarları hafifçe yanıp siyahlaşmış, üstünde küçük küçük kabarcıkları olan sıcak bir pideyi koklayınca, köşesinden bir parça koparınca çıkar gelir dikilir karşımıza, kucaklaşırız.
Ramazan geldi ve iftarda pide bekleyen, iftara pide götüren çocukluk, iftarda pidemi getiren oğlumun çocukluğu geldi de benim karşıma… Epey kalabalık olduk şükür.
Ramazanın ne anlama geldiği sorulsaydı bize, vereceğimiz cevapların başında pideden söz edecek çocuklardık biz. Sofradaki büyükler dualarını ederlerken, top patladığında eller o pideye uzanır, odun dumanı kokusu içimize dolar, o lokma ısırıldığında da bütün gün inançları gereği yemeden içmeden duran insanların yüzlerine bakardık.  Çocukluğumuzda “Din budur” diye düşündüğümüz ayın ismiydi Ramazan. Biz şanslıydık. Bunu dedirtecek insanlarla bir arada koşulsuz bir güvenle yaşadık. Anlamına uygun Ramazanlarda büyüdük. Pide, her akşam herkesin iftar sofrasının kokusuydu o zamanlar. Pide her eve girebilir, yiyenlerin de fırıncıların da yüzünü güldürürdü. İftara saatler kala fırınlarda kuyruk sıraları olurdu. İftar saati yaklaşınca vakit geçirip kendine iş yaratmak isteyen yaşlı amcalarla çocukların biriktiği kuyruk sıraları… Fırının kapısından içeriye girildiği an içimize doluveren o koku karşısında en güçlü irade bile zorlanabilir. İnsanlara mutluluk veren kokuları tespit etmeye yönelik bir araştırmada ekmek kokusunun diğer tüm kokuları geride bıraktığını bir yerde okumuştum. Marcel Proust’un çok uzun yıllar önce keşfedip yazdığı gibi “Geçmişin anıları, kokular aleminin muhafızlığında saklanır ve her koku bir kapı açar o unutulmuş sandığınız zamanlara.”
Çok önemli bir iş yapmakta olduğumuzu düşündüğümüz zamanlardı onlar. Büyük bir ciddiyetle beklenirdi fırının kapısında. Fırıncının uzun saplı küreğinin fırın kapağından içeri girmesi, ateşteki pidelerin hızlıca küreğin üstünde çıkarılması, elimiz yanmasın diye kâğıtların arasında bize teslim edilmeleri… Ellerimizin yine de yanması… Geride duranın öndekinin sırasında gözünün olmadığı zamanlar. Ekmek ile ilgili saygıyı, aile –öğretmen-komşu saygısıyla beraber öğrenen çocuklar için yaklaşan iftar vakti seferberlikleri.  Geçenlerde bir ekmek kuyruğunda kavgaya tanıklık ettim içimden ağlamak geldi.
Ramazan, en çok çocuklara ait bir sevinçti ben çocukken. Bu sevinci yaşatmaya devam edenlere hayranlık duyuyorum. O iftar sofrasında orucunu açma heyecanı yaşayan çocukları korkuttukları, ürküttükleri, gücendirdikleri zaman da çok üzülüyorum. Bir gazaptan bahsedildiğinde, böyle tanımlandığında, inandıkları Allah’ın kızacağı söylendiğinde… Bir çocuğun Allah’ı öfkeli olmaz. Kızgın, yakıcı yıkıcı olmaz. Fırın kapısında bekleyen, iftar sofrasında ezanı duyunca elini büyük bir hevesle pideye uzatan çocuğun Allah’ı ile arasındaki o mis kokulu ilişkiyi zedelemek günahların en büyüğü değil mi?  
Sıcak bir pidenin köşesini koparan çocuğun içine ancak mutluluk dolar. O sofrayı paylaştığı tüm büyüklerle “bir” olduğu hissine kapılmasını sağlar. Saçı okşanır, sırtı sıvazlanır, övgüler duyar. Unutulması mümkün olmayan bu duyguları, mucizelere inancı, sevinci niye kaybedelim? Anların sonsuzluğa uzanması budur.
 Çocukluk kıymetlidir, sofra kıymetlidir, çocukluğumuzun sofraları çok kıymetlidir. Hep onunla kalacak bir kokuyu bir çocukla paylaşmak çok çok kıymetlidir.