Arzu Armağan Akkanatlı

Arzu Armağan Akkanatlı


Bayramdan önce

19 Temmuz 2021 - 13:34

İbadetiyle mutlu olan ulu bir kişi, Allah’a ulaşmak için arzu ettiği kadar ibadet etmekte zorlandığına karar verip çöle çekilmiş.
Yıllar boyunca bir yudum su, birkaç hurma ile tüm vaktini ibadet ederek geçirmiş. Rüzgârla, kumlarla, kurtla kuşla konuşmuş. Yaratılanlarla bütünleşmiş. Bu dünya ve öbür dünya üzerine çok düşünmüş. Bilgeleşmiş. Hırslarından, ihtirastan, zaaflarından arınmış. Onun bu şekilde yaşadığı bir şekilde duyulmuş ve feyz almak için ziyaretçiler gelmeye başlamış. Yaşadıklarını, bildiklerini onlara da anlatmış. Zamanla çok bahsedilir olmuş. Daha çok ziyaretçi gelmeye başlamış. Sevenleri çoğalmış.
Bir Ramazan günü başkentten davet almış. Bir eşeğin sırtında başkente gelip bu davete icabet etmiş. Kalabalıklar karşılamış onu. Çok saygılı davranmışlar. Elini öpmekle yetinmeyip eteğini de öpmüşler. Ertesi gün, çöle geri dönmek için şehirden çıkmaya hazırlanırken ahalinin kendisini uğurlamak için birbirini çiğnediğini görmüş. Ulu ihtiyar elini heybesine sokmuş, bir dilim ekmek çıkarmış ve Ramazan gün hepsinin gözünün önünde ekmeği ısırmış. Önce o karmaşanın yerini sessizlik almış ardından “Zındık bu, sahtekâr oruç yiyor” diye bağırarak yuhalamaya başlamışlar. Taşa tutmuşlar. Söylene söylene de dağılmışlar. O, çölün yolunu tutmuş.
Bir adam takılmış ihtiyarın peşine. İhtiyar arkasından gelenin farkındaymış elbette ama bir süre sessizliğini koruyup yürümeye devam etmiş.  Sonra daha da yavaşlayıp yanına gelmesini beklediğini belli etmiş arkasındaki kişiye. Önce yan yana durmuşlar, sonra göz göze bir süre öylece kalmışlar. İlk adam başlamış söze. Demiş ki: “İhtiyar, ben seni tanırım. Sen Allah korkusu olan bir adamsın. Neden oruç yedin onca insanın gözü önünde?” İhtiyar cevaplamamış, yürümeye devam etmiş  soruyu duyunca. Adam ısrarcıymış. O da yürümüş, bir yandan da sormaya devam etmiş. Sonunda ihtiyar anlatmaya başlamış:
“Öyle çok sevgi ve saygı gösterdiler ki bir an oldu, kendimi önemsemeye başladığımı fark ettim. Biraz daha sürse böbürlenecektim. Orada kalıp onların bu hallerine kendimi kaptırabilirdim. Çok korktum bundan. Ekmeği ısırdım ki beni isterlerse taşlasınlar ama bu tuzağa düşmeyeyim. Bu yersiz, boş haller beni esir alamasın. Kibir yanıma yaklaşmasın. Şimdi yine kim olduğumun, sıradan bir kul olduğumun, bundan başka da bir şey olmadığımın farkındayım. Çöle dönebilirim.
Bu, Müslüman geleneğe ait çok eski bir mesel.
Müslümanlığın şekilciliğe teslim olmayan naif yüzünü anlatır. Çok üzülerek şunu söyleyebilirim ki kaba dindarlığın revaçta olduğu bir zamanda yaşıyoruz. Tevazudan uzak bir kibir dindar olduğunu söyleyen insanları esir almış, görüyorum.
Niyetim dini, dindarlığı öğretmek değil elbette. Ben samimiyetle inanmaktan son derece mutlu biriyim. “Güzel ahlak” öğüdüne önem veririm.  
Müslümanlığı gerçek anlamıyla yaşamaya gönüllü biri yaptığı her ibadeti Allah rızası için yapar, kendisinden sorumlu olduğunun bilincinde olur. Oruç tutmak, namaz kılmak, zekât vermek, kurban kesmek, hacca gitmek bu dinin farzlarıdır ve inananlar için yapılması bir üstünlük değil, bir gönüllülüktür. Sadece şeklini öğrenip özüne boş verdiğimiz, felsefesini yok saydığımız bir dini de ya korkulacak bir hale getiriyoruz ya da böbürlenmeye çeviriyoruz.
Yarın Kurban Bayramı. İnanmak insanı kabalıktan korur. Korumalıdır da.
“Acemi Kasap” diye tanınan insanlardan bahsedilmeyen, yaralanan değil yararlanan insanları göreceğimiz, çocuklarımızın yüzlerini güldürecek anlarla dolu, birbirimizin gönlünü hoş edeceğimiz bir bayram diliyorum hepimize.