Reklam

Türkiye'nin ilk ve tek köy mizah, fıkra kitabı çıktı

Türkiye'nin ilk ve tek köy mizah, fıkra kitabı çıktı
24 Şubat 2021 - 21:00 - Güncelleme: 24 Şubat 2021 - 21:19

Türkiye’nin ilk ve tek köy mizahfıkra kitabı çıktı. Kırşehir’in Dalakçı Köyü’nde geçmişten bugüne anlatılan fıkralar yazıya döküldü. “Yarenlikleriyle Köyümüz Dalakçı 1” kitabı, Araştırmacı Yazar Murat Köksal ve Araştırma Görevlisi Dr. Asuman Güneş Ulus’un çalışmalarıyla ortaya çıktı.

Bugün kitaba büyük destekler veren ve fıkraların anlatıcısı Bakkal Süleyman Köksal’ın yeğeni Osman Çağrı Şahin ile görüştük. Eğitimci ve danışman olan Osman Çağrı Şahin, alternatif eğitim deneyimlerinin içerisinde yer almış, “Bir Sınıf Değişir” ve “Ada Danışmanlık'ın” kurucularındandır.

Eğitimci ve danışman olan Şahin’le, hem sözlü kültür - yazılı kültür aktarımından hem de mizahın gücünden konuştuk. Fıkraların yazılı kültüre aktarılarak yeni nesillere aktarılması konusunda yapılan bu güzel çalışmanın kaynağı olan Dalakçı Köyü, aynı zamanda “ilk gazete çıkarılan köy” ünvanını da taşıyor. Okuma yazma oranlarının yüksek olduğu, kültüre önem verilen bu köy, adeta küçük bir vaha gibi aydınlık halkıyla ışık saçıyor.

“Sokrates’ten Beri Soru Soruyor ve Hikaye Anlatıyoruz”

Osman Çağrı Şahin, kültür aktarımı, hikaye anlatıcılığı ve öğrenme süreçleri hakkında;

“İnsan, doğduğu andan itibaren bir öğrenme telaşı içerisindedir. İnsanı insan yapan şey bilme ve öğrenme ihtiyacıdır. Bugünün bir hikayesi var. Her an bir hikaye gerçekleşiyor. Hikayelerin aktarılması ve sözlü olarak kalıp kaybolmaması son derece önemli. Bu kitap da buna hizmet ediyor; bu hikayeleri gelecek kuşaklara aktaracak bir kitap. Fıkralar aracılığıyla, toplumun bütün yaşayış biçimlerini görebiliriz; kültürünü, espri kültürünü, Orta Anadolu’nun ne kadar zengin bir mizah kültürüne sahip olduğunu. Türkiye’de mizah hep Temel fıkraları ve Karadeniz’le özdeşleştirilir ancak Orta Anadolu’da farklı bir mizah anlayışı olduğunu yeni nesillere anlatmalıyız.

Düşündüğümüzde, Sokrates’ten beri soru soruyor ve hikaye anlatıyoruz. Bildiğimiz en eski aktarım kültürü Sokrates’in anlatılarının, öğrencisi Platon tarafından aktarılmasıyla başlıyor. Bu düşünceler sonradan yazıya aktarılıyor. Burada aklımıza Aristotales’in “Bütün insanlar doğal olarak bilmek ister” sözü geliyor. Bu yüzden sözlü aktarım süreci bence son derece önemli. Yayınlanan kitap bu anlamda geçmişe dönmemiz ve kültürümüze ait mizah anlayışını tanıtmamızda bir aracı olacaktır.

Espiri ve mizah dediğin şey insanın kültürüyle özdeşleştiği için var.”  şeklinde bilgi verdi.

“Kendisiyle Dalga Geçebilme Özgüveni”

Şahin sözlerine;

“Bu kitap, bir köyün kendisiyle dalga geçebilme özgüvenidir. Burada kimseyi ötekileştirme yok, gerçek hayat içerisinden bir durum analizi var. Mizah en büyük muhalefet yolu ve çelişkiyi görebilme yeteneğidir. Anadolu’da insanlar ciddi anlamda acılar yaşadılar. 751 yılından, Talas Savaşı’ndan beri Anadolu’da, bu topraklarda savaş ve açlık bitmemiştir, ancak mizah da bitmemiştir. Bu kitapla Türkiye’nin ilk ve tek köy mizah kitabı olarak bu duruma da cevaz veriyor; biz buradayız ve köy hikayelerini anlatacağız diyoruz. Bizim kültürümüzün kıymetli ismi 1200’lü yıllarda yaşamış Nasreddin Hoca’yı nasıl unuturuz örneğin? Soru-cevap nedir? Toplum nedir ve nasıl yaşar? Hepsini Nasreddin Hoca hikayelerinde görebiliriz. Onun efsanevi kişiliği elbette bu kitaba ışık tutmuştur. Nasreddin Hoca’nın mizahı tıpkı Sokrates gibi eleştirel düşüncenin gelişimi açısından çok önemlidir.” diyerek devam etti.

Kitabın binlerce baskısının yapıldığını ancak satılmadığını, sözlü kültürden yazılı kültüre geçen bu kültür aktarım sürecinin insandan insana geçerek köye destek sağlamasının uygun görüldüğünü anlattı. İmece usulüyle, kitabın elden ele dolaşacağını belirtti.

 “Akademik Öğrenme Kaybı Değil, Sosyal ve Sağlık Kaygısı”

Şahin’e bir eğitimci olarak koronavirüs pandemisi sebebiyle okulların kapalı olması hakkında ne düşündüğünü sorduk. “Sizce okullar açılmalı mı?” sorusuna Osman Şahin; “ülke politikası, sermayenin gücüne göre yapılamaz. Bir devlet, planını önce eğitim ve sağlık alanları üzerinden yapmalıdır. Öğrenciler bu dönemde akranlarından çok uzak kaldılar. Bu durum akademik olarak değil, sosyal açıdan büyük tehlike yaratmaktadır. Şu an birinci sınıfta olan bir öğrenci akranlarıyla neredeyse hiç vakit geçirmeden sınıfını bitirmiş durumda.

Eskiden mahalle arkadaşlıkları vardı. Daha sonra bu okul arkadaşlığına evrildi. Şu an yetişen çocuklarda okul arkadaşlığının olmaması en çok kaygılanmamız gereken durum. Daha fazla öğretmen atanmalı, sınıflar bölünerek sosyal mesafeye uygun hale getirilmeli, öğretmenler bir an önce aşılanmalıdır. Tekrar altını çizmek isterim ki; “akademik kaygı değil, sosyal beceri, fiziksel ve ruhsal sağlık kaygısıyla” okulların açılması gerektiğini düşünüyorum. Öğrenme kaybı suni bir kaygıdır. Gerekli sağlıklı ortam sağlandıktan sonra akademik başarı düzeltilebilir.” dedi ve son olarak;  “Kitabı yazan Murat Köksal ve Dr. Asuman Güneş Ulus’a ve emeği geçen herkese teşekkür ederim” diyerek sözlerine son verdi  Kendisine güzel söyleşi için teşekkür ediyoruz. 

Kaynak: Ege Ajans